Dün akşam hanımın bir akrabasının kızı evlenecekmiş, yemeğe çağırdılar. Aslında benim canım bahçedeki sivribibierlerden kızartma yapmak istiyordu ama gitmek icabetti. (Biberleri kızartamadım, zira bu sabah da başka bir vesileyle tüm biberler çiğ olarak yendi). Gittiğimiz evde herkes dindar insanlardı. Neyse hoşbeşten sonra sofraya oturduk. (Sofraya oturduk, zira yemek yerde bir sinide yeniyordu). Siniler de kullanımı kolaylaştırılmış. Altına katlanabilir ayak çakılıyor. Eskiden, çocukluğumda ayaksız bir sini (muhtemelen bakırdan, sonraları daha hafif metallerden) ortaya getirilir altına da un elemede kulanılan bir kasnak konurdu. Plastik icat edildikten ve artık çuvalla alınan un elenmez olduktan sonra sininin altına enlice bir plastik leğen konmaya başladı.
Eski sistemin kötü br yanı vardır. Mesela çocuğun biri mızmızlanırken siniye yüklenirse karşı taraf havaya kalkacağından cacık tası çalkalanıp dökülebilir. “Annah bismillah” şeklinde bir refleksin ardından sininin üzerindeki çorba, fasulye, hoşaf, ayranın ne ise artık çalkalanmasının durulması beklenir ve yemeğe devam edilir. Bu süreçte siniyi sallayan çocuğa yahut çocuk küçükse kendisiyle meşgul olmayan anasına hafiften bir fırça atmak da usuldendir. Dikkat ederseniz sinideki hoşaf, pilav vs. dedim. Eskiden herkesin önüne ayrı tabak konulmazdı. Herşey ortaya gelir, millet Allah ne verdiyse yerine ordan burdan götürürdü.
Tek siniye tek tabak sisteminin bazı avantaj ve dezavantajları vardı. Öncelikle atak biri değilseniz, kurufasulyedeki etleri, pilavdaki tavuğu, cacıktaki hıyarı vs. uyanık sofra erbabına kaptırmanız işten değildir. İyice mıymıntıysanız aç da kalabilirsiniz. Sistemin ev hanımı açısından avantajı az sayıda ve büyük tabağı kolayca yıkaması şeklinde ortaya çıkar. Öte yandan bu tür sofralarda genelde çatal kullanılmaz, herşey kaşıkla yenir. Nitekim ben eski günlerden kalma bir alışkanlıkla salatayı filan kaşıkla yerim. Daha dolu olur. O zamanlar çatalla bir şey yemek kibarlık kabul edilir ve doğal olarak alay konusu olurdu. Mesela resimde gördüğünüz, oburkedi sitesindeki pilav, ortalama bir sini adamının iki kaşık hamlesiyle biteceğinden bunun 4-5 misli yarı tencere ayarında bir tabakta tepeleme pilav olurdu. Hele de şimdi olduğu gibi bu pilavı çatalla yemeye çalışırsanız kaşıkla götürenler hem pilavı bitirir hem de sizinle dalga geçerlerdi.
Neyse, şimdiki siniler artık sabit ayaklı ve bir taraftan yüklenince diğer tarafın havalanma ihtimali daha zayıf (ama bu ihtimal var). Yalnız bu siniler daha düzgün yüzeyli ve geniş olduğundan küçük çocuklar üstüne tırmanmayı seviyorlar, mukayyet olmak lazım. Bu büyük sinilerle birlikte artık ortaya tek tabak, çalakaşık yemek sistemi de yara aldı. Bazı zaman iki kişiye bir çorba, hatta adam başı tabak mümkün olabiliyor. Üstelik değişim çatal kullanımını da etkilemiş durumda. Artık sofraya çatal da konuyor. (Bıçak koyana bile rastladım, değişimin hızını düşünün).
Sinilerin bir avantajı da, herhalde geometri ile ilgili birşey, büyüdükçe çok adamın etrafına oturabilmesidir. Misal bizim pederde bir yemek masası var, zorlasan 10 kişi oturur, açsan odanın yarısını kaplar, gene 4 adam ilave edebilirsin. Halbuki 1.50 çapında bir sininin kenarına oturan adam sayısı Guinness kitabında ilgi odağı olabilir. Çünkü bu sinilerde hafif yanlayarak, az geri çekilerek epey yer açmak mümkün.
Gelelim bu sinilerin taşınması ve temizlenmesine. Eski sinilerin taşınması, temizlenmesi ciddi bir problemdi. Bunları bulundukları mahalde temizlemek zordu, genelde taşınabilir, kaldırılabilir olduklarından yıkanması gerekiyordu. Geniş bir siniyi yıkarken kenarlarından taşan su mutlaka yıkayanın üstünü batırır. Öte yandan yıkadıktan sonra siniyi kurutmak için bir yere dikey dayamanız gerekir, bu da bir sıkıntıdır. Kuruttunuz diyelim, bunları ortalıkta görünmeyecek bir yerde kamufle etmeniz gerekir. Bende artık pek kullanılmayan bazı siniler var, onları buzdolabının yan tarafına sokuşturuyoruz, başka türlü iflah olmazlar. Yeni tarz siniler ise yıkanması mümkün olmayacak derecede ağır olduklarından üstü boşaltıldıktan onra silinir ve yuvarlanarak kamufle edildiği yere gönderilir. Kullanımı nispeten daha kolaydır.
Elbette bulunduğum yerde masada da yemek yeniyor. Ben genelde masayı tercih ediyorum, mutfakta, balkonda var, sini taşıma problemi olmaması ve temizliğinin kolaylığı sebebiyle tercih ediyorum. Ancak özellikle kalabalık yemeklerde Anadolunun kasaba, il ve ilçelerinde insanlar hala sini kullanıyorlar, bunun detaylarını böylece size hatırlatmak istedim.
Peki davet edildiğimiz yemekte ne oldu? Bundan sonraki yazılarda yemek ve yemek sürecindeki ilginç sohbetler, dindar insanların ilginç diyalogları, yakın bir camide kılınan namazla ilgili gözlemlerim, çay sohbetinden ayrıntılar, bugün gittiğim piknik ve evdeki temizlik konularını işleyeceğim. Hakiki blogculuk buymuş be, neydi o Mumcu Ağar’a abi demiş, Baykal mazeret uydurmuş, ulusalcı, AKP’li ne etmiş, Demirel semizotu yemiş, yoğurdu kim bitirmiş filan, tam kabus (bu arada benim bahçede müthiş semizotu var, geçenlerde yoğurtla yedim, fena olmuyor. Böreğini de yapıyoruz, o da iyi oluyor…)
Ha, bir yorumda “efendim, ekmek kırıntısına hürmet vacip midir” şeklinde bir soru gelmişti, bunu da detaylı işlemek üzere oravuaovur.
fethi bey yazinin sonuna kadar merakla okudum aceba ne konustunuz misafirlikte diye ama sen tutturdun sini de sini… ne varsa bu sinide o kadar bende annamadim simdi. nolur misafirlikteki mevzu ve tespitleri hemen yaz da benide bekletme yahu. boyle iskence edilirmi insana?
Manyakadam,
Bu iş daha uzar, şimdiden söyleyeyim. Daha sininin üzerine konan yemeklerin detayları gelmedi. O süreçte sohbetin içeriğini unutmazsam ondan da bahsedeceğim elbette.
“Blog detaydır” diyorum, beni “izlemeye” devam ediniz.
fethi kardesim sana demedimki detaya girme diye.. sen hele bi misafirliktekileri annat sonra istedigin kadar gir detaya..
Fethi Bey,
Sini denince aklima geldi…
Hani bu sininin etrafina kac kisinin sigabilecegi ile ilgili denem var ya… Benim de sahsen kendim gozlemledigim bir rekor denemesi vardi… Eve 15 tane adam cagirirsiniz kahvaltiya… Siniyi yere koyar bir kenarina da caydanligi yerlestirirsiniz… Sininin caydanligin bulunmadigi tarafina, caydanligin yanina oturmamak icin 15 degil 25 kisi bile sigdirabilirsiniz… Ya da tabaklardan degil ortadan yenecek ise etli yemegin oldugu tarafa dogru metrekareye 10 kisi duserken corbanin yada pilavin oldugu tarafta inler ile cinler top oynarlar…
Bu tespitlerin hepsi uzun yillarin verdigi tecrubelere dayanir…
Bir de ben bakir sinileri cok severdim.. Annem onlari kalaylatirdi arada sirada.. Ama simdi dusunuyorum da demek ki bakir degilmis… Bakir olsa niye kalaylatsin degil mi? Demek kalaymis
Her neyse ben o siniyi pek bi severdim… Amerikada cok aradim ama bulamadim benzerini bile… Biri babasinin hayrina gonderse cok makbule gecer walla…
Fatih bey,
Bilimsel gözleme dayalı tespitlerimin sizlerce tasdik edilmesi doğru yolda olduğumu gösteriyor. Daha nice unutulmuş gelenek ve göreneğimizi buradan birliktehatırlayacağız rabbi zül celalin izniyle.
Fethi Bey,
(Insallah…omrumuz yettigince…)
Bir de bu cok kisi oturma olayinin tam tersini hatirladim… Siz 7 kisi dikis-bikis otururken sofranin bir yanina “padisah gibi kurularak bagdas kuran” ve yemek bitene kadar yakin akraba olunan insanlar vardi… Dovsen dovulmez, sovsen sovulmez cinsi adamlar…
Yine baska birseyler de ekmek azsa caktirmadan bir kismini sini nin altina dogru sofra bezinin ustune saklama ve yukardaki ekmekler bitince caktirmadan cikarip yeme olayi vardi… cok kizardim oyle adamlara da… Bak simdi aklima geldi yine sinirlendim yaw…
Manyakadam abim olsaydi da kafalarina bi tas corbayi bocalasaydi ne gozel hatira olurdu benim adima da…
Sininin eğlenceli bir tarafı da vardı: Tek elinle havaya kaldırıp, diğer elinle vurarak çok çılgın sesler çıkartabiliyordun. Şimdi nerdeee, ancak masanın kenarında darbuka çalabilirsin.