Bir Namaz Macerası
August 3, 2007 by robdoshambr
Bir önceki yazıda davet edildiğimiz evde sofraya oturduğumuz noktada yer sofrasının detaylarına takılmıştık. Muhtemelen bu konuda hiçbirimizin kafasında soru işareti kalmamıştır. Devam edersek, sofraya 10 kişi kadar oturduk, misafir olmanın avantajıyla herhangi bir hizmette bulunmama lüksünü yaşıyordum. Evin damadı, oğlu vs. sofraya muhtelif yemek ve tatlıları servis ediyorlardı. Çorbanın (3-4 kişiye bir tabak) ardından patlıcan, nohut, tavuklu patates, pilav, sarma geldi, ev sahibi sağolsun, kemali afiyetle karnımı doyurdum.
Yemekte genelde sürekli tanış olduları anlaşılan sofra sakinleri kendi aralarındaki günlük konulardan bahsettiler. Ben neredeyse hiç konuşmuyordum. Neyse, tam ortaya karpuz geldiğinde büyüklerden biri yanımda oturan arkadaşa “haydi bakalım bir dua yap” dedi. Doğru ya, yemek duası bir şey vardı, hey gidi günler. Bu esnada “ben yapmam, bir sürü imam hatipli var onlar yapsın”, “yok sen yapacaksın” türü kısa bir söz düellosu yaşandı. Yanımda oturan isteksiz arkadaş iki satır Arapça birşeyler söyledi, sonra dua bitti. Etraftan gevrek bir şekilde gülerek “oh be, filanca hoca olsa uzatır da uzatır, yarım saati bulurdu”şeklinde espriler yapanlar oldu.
Sofra kaldırıldıktan sonra imamlık kadrolarıyla ilgili bir sohbet başladı. 2500 ila 5000 imam alınacağından söz ediliyordu. Filanca esnaf kalfası olan şahsın kadrosunun imam olarak çıktığı, kimin sözleşmeli kimin kadrolu olacağı vs. konuşuluyordu. Bu arada orada herkes imam hatip lisesi mezunu olmanın bir üstünlük, ayrıcalık olduğu konusunda hemfikir görünüyordu. Mesela bir şahsın adı geçtiğinde “hmm, imam hatip mezunudur” şeklinde tasvip görüyordu. AKP’den yeni milletvekili seçilen 40 yıllık solcu bir milletvekilinin de aslında imam hatip mezunu olduğu biraz da “özüne döndü” manasında gururlanarak vurgulanıyordu. Ortalık bu minval olunca ben ağzımı açıp “yahu imam hatip mezunu olunsa ne fark eder, diğer liselerin suçu ne” diyemedim zira arada yaş itibariyle kırmak istemediğim insanlar vardı. Tabii özellikle gençler lüzumsuz polemiğe meraklıdır, ağız dalaşına girip ortamı germeyeyim diyerek konuşulanları dinlemeyi tercih ettim. Bir de herkes tavizsiz AKP taraftarıydı. Erbakan ile dalga geçiliyor, seçim galibiyetinin rahatlatıcı edası yüzlerden okunuyordu. Başbakan’dan sürekli tanıdık, bizden biri edasıyla “Tayyip” olarak bahsediliyordu.
Bu sırada yatsı ezanı okundu ve “haydi dua et” diye buyuran şahıs bu defa hazirunu yakındaki bir camiye namaza davet etti. İmam hatip mezunu gençlerin yüzü biraz buruştuysa da topluluk yola düştük, bir mübarek Cuma gecesi mahallenin camisine vasıl olduk. Ben geçenlerde gündeme gelen imamlarla ilgili tartışmalarda dolayı bu camiyi tetkik edeceğim sebebiyle daha bir istekliydim.
Cami geçenlerde bahsettiğim benim mahallede yapılan ebatında, orta boy bir cami idi. Kubbesi epey büyük, sütunsuz iyi tutturmuşlar, aferin dedim. İçindeki süsleme kararındaydı, üst kısımdaki kuşakta iyi bir hat ile amme suresi yazılıydı. Fakat anlamadığım, kuşağın baş ve son kısımlarında acemi bir hattatın bile yazmayacağı çirkinlikte ekler vardı, sebebini çözemedim. Bu arada tuhaf birşey dikkatimi çekti, özel bir gün olmadığı halde neredeyse 5 saflık, yaklaşık 100 küsur kişilik bir cemaat vardı. Halbuki ortalama bir camide bu vakitte 5-6 kişiden fazlasını görmek hayra yorulmaz, ilginç dedim. Bakalım imam nasıl derken kamet başladı, gündüzleri o camide din eğitimi aldığı anlaşılan 13-14 yaşlarında bir çocuk epey hatalı bir kamet getirdi. İşin tuhafı çocuk çok bilmiş bir şekilde yanlış yerlere vurgu yapıyor, harfleri yanlış telaffuz ediyordu. Neyse, namaz başladı, imamın okuması fena değildi, namazı bitirdik. Ben o esnada tavanda ilk defa gördüğüm ve ısıtma sistemi olduğunu tahmin ettiğim bir mekanizmaya dikkat ettim. Önce elektrikli bir sistem, eyvahlar olsun, kışın acayip elektrik yakar derken sistemin ucundan bir baca uzatılıp dışarı çıktığını fark ettim. Acaba gaz mı yakıyordu? Herneyse, iki de devasa klima gördüm, ama o anda çalışmıyordu, bu durum beni biraz şaşırttı. Acaba vatandaşın parasını dikkate alan bir imamla mı karşı karşıyaydım?
Neyse namaz bitti, bizim acemi müezzin gene harflerin kaşını gözünü yararaktan birşeyler okudu, tesbihler çekildi. Tesbih demişken, etrafta konuşlanmış 15-20 kadar yaşı 6-9 arası küçük çocuk duvar kenarlarına asılı tespihleri sağa sola, elinde tespihi olmayanlara fırlatmaya başladılar. Bunu da hiç sevmem, kaş gözle istemem dememe rağmen koca bir tespih uçarak önüme düştü. Almadım, nedense tespihten hoşlanmıyorum. Tabii tespih çekme işi bitince geri atmak zorunda kaldım. Seneler önce böyle attığım bir tespih epey uzaktaki, ben diyeyim 5 siz deyin 10 metre uzaktaki duvardaki kancaya takılmıştı, o esnada onu da hatırladım, neyse geçmiş zaman.
Akabinde ben alışık bir tavırla dua etmek için rutin şekilde elimi açtım ama bir süre sonra salak durumuna düştüğümü gördüm. Benden başka kimse elini açmamıştı. Meğer imam ellerini kaldırmadan birşeyler okuyormuş. Çaktırmadan elerimi indirip kulak kesildim, pek duyduğum şeyler değil, marjinal bazı salavatlar filan. İçimden “bulduk bunu da, uzatacak anlaşılan” dedim, neyse birazdan dua faslı başladı. Dua bitiminde imam belirgin bir üslup, kaş göz oynatmayla müezzin çocuğa işaret verdi, müezzin çocuk amenerrasülü okumaya başladı. Harfleri yanlış söylese de hata yapmadı, ona da şükür. Neyse, artık el fatiha desin diye beklerken, bu defa müezzin sestonuyla imama bir pas attı. İmam epey Arapça ayet, duanın ardından bir hadis okudu arkasından 6-7 defa Türkçe anlamını tekrar etti. Bir babanın oğluna verebileceği en güzel şey iyi terbiyedir gibi bir şeydi. Bunu takdir ettim, en azından vatandaşın anlayabileceği ve gerçekten de anlamı olan bir iş yapmıştı.
Bu arada caminin çıkış kapısı civarında sıcak ve soğuk su olan bir damacana sistemi vardı, hızla oraya yönelip birbardaksu içtim. Çıkışta Diyanet sendikacısı imamların 300 kağıt tazminat taleplerini düşündüm. Misal şu imam ile 2-3 cemaati başından savıp yan gelip yatan imam aynı muameleye tabiydi. Belki de bu imam torpilsiz olsa, müftülük onu sağa sola sürer, bazı eziyetler de edebilirdi. Halbuki camiyi yaptıran cemaate “imamınızı kendiniz seçin, devlet karışmaz” dense bu imam dindar cemaat tarafından tercihe şayan bulunabilir, kendisine belki şimdi aldığından fazla para ödenebilirdi. Tembel cemaat ise muhtemelen “bize imam lazım değil, zaten 3-4kişiyizkendi namazımızı kendimiz kılarız” diyecek, kalitesiz imamlar normal işleri olan esnaflığa geri dönecekti.
Sonra geri döndük çay servisi başladı, daha nice sohbetler edildi ama bunlar Çin, Hind, dünya meseleleri, AKP, yerel belediye başkanı gibi burayı ilgilendirmeyen konulardaydı. Elbette konuyu tartışanların hiçbiri bu işlerde ehil olmadığı için çok ilginç diyaloglar da yaşanmadı değil ama burada zikre gerek görmüyorum.
Evvelsi gece aklima geldi de yazamadim. Mesela sizin orada veya baska bir yerde bir cami cemaati su su/elektrik faturasi isini ustune alsa, hafif PR yapilip ne bileyim ‘valla biz oteki turlusune haram diyemeyiz ama, bizim icimiz bu parayi verince rahat ediyor’ filan diye gazetelere ciksa acaba bu bedavacilik isleri kismen hallolur mu? Diyanet isi hallaolmaz da, bu oteki is sonunda her din/mazhebe bunu veriyoruz ses etmeyin diye hallolacaga banziyor. Belki ‘istemiyoruz, ne munasebet, biz kendimiz veririz’ diyenler ciksa, isin baska turlu bir mecraya girmesine yardimci olur.
Ben tutacağını zannediyorum. Geçenlerde bir cami yaptırma derneğinin başkanlığını da yürüten tanıdığım, ben hiçbirşey söylemediğim ve benim fikilerimi bilmediği halde “devlet karışmasa biz imamımızı da buluruz, tüm giderimizi de karşılarız ama ne çare müftülük bizim görüşümüze ters bir imamı atamak için fırsat kolluyor” mealli konuştu.
Yani aslında ilginç bir durum var, siz camiyi yaptıktan sonra devlet zorla oraya el koyuyor.
Bence denenmeli, bu konuda bir yazıyı yerel gazeteye göndereyim bakalım ne olacak?
Cok iyi olur denemeniz.
Imam atanmasi isinde maliyeti disi netameli faktorler var biliyorsunuz. Hadi onlar ortadan kalkti diyelim, bu sefer (kactir simdi?) bir milyar dolar butceli bol personelli bir kurumu tasfiye etmeye kalkilinca muazzam direncle karsilasilir. Su/elektrik oyle degil, devletin kendiliginden bedavayi kesmesi propaganda mevzuu olur ama cemaatin ‘istemiyoruz biz oyle, parayi alin’ demesi herkesi rahatlatir.
Diyanetin çözümlenmesi imkansız, bunu hepimiz biliyoruz hatta bunu teklif etmek dahi bayağı tehlikeli bir iş.
Öte yandan elektrik, su konusunda girişimler yapılabilir.
Bir de şu var, bu konu Türkiye’de hiç konuşulan, bilinen birşey değil. Şaka gibi ama belki de şuradaki 3-4 kişi dışında bu konu kimse tarafından düşünülmüş bile olmayabilir. Bazı isimleri biliyorum Alevilikle ilgili çalışan, diyanetin din piyasasındaki tekelinin kaldırılması gerektiğini ileri süren ama kamuoyunda bu iş gündeme geldiyse bile ben işitmedim.
Şöyle kaba bir de hesap yapayım, mahalleli kendi kesesinden camiyi bitirdi, devletin de hiç katkısı olmayacağını varsayıyoruz. Muhtemelen mahalleli giderleri kısmak için çok şaşaalı bir cami yaptırmayacak, işi kararında tutacaktır. Yahut benim mahallede olduğu gibi iki köşeye iki cami yerine ortaya tek cami yapacaklardır.
Bu cami için değiş tokuş görev yapacak iki görevli sigortalı olarak istihdam edilebilir. Yahut tek görevli istihdam edilir, izin dönemlerinde cemaat geçici olarak birini bu işe görevlendirir. Din görevlisine resmiyette sigortasıyla asgari ücret ödenir, bunun dışında ev kirası vs. yan ödemelerle 1000 YTL Anadoluda fevkalade iyi bir paradır.
Elektrik giderinin çok olacağını zannetmiyorum, zira evlerde çok elektrik tüketen buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon vs. camide olmayacağından, yeterli sayıda tasarruf ampulu ile orta büyüklükte bir mahalle camisi ayda maksimum 40-50 YTL elektrik kullanır. Su da en fazla bu kadar olur.
Caminin çeşitli bakım, yakıt vs. giderleri de olacaktır, benim tahminim tek din görevlisiyle bir caminin yıllık işletme gideri 15.000 YTL civarında olacaktır. Orta boy bir mahalle camisi minimum 100 cemaate hitap eder. En azından cuma ve bayram namazları, cenaze, Ramazan etkinlikleri vesilesiyle 100 kişinin bu camiye katkıda bulunabileceğini kabul ediyorum. Yıllık 150 YTL yapar ki pek bir şey değil.
Caminin sabit inşaat maliyeti de abartılacak bir rakam değil, yine Anadolu için konuşursak abartılı süsleme ve tefrişat yerine sade bir cami arsa dahil maksimum 60-70.000 YTL’ye mal olur. (Yakın zamanda ev yaptırdığım için rakamlar hakkında bir fikrim var)
İşin manevi boyutu, insanların ilave gönüllü katkıları, vakıf mantığıyla caminin gelirine katkıda bulunacak ilave imkanları dikkate almasak bile bu iş devletsiz de yürür, üstelik devlete vergi bile verilir. Yine, çok başarılı bir imamın (mesela güzel bir üslup, ilginç konulara değinme yoluyla farklı bölgelerden cemaat çekebilen biri) sağlayacağı rekabet avantajını da ihmal edyorum.
Büyük şehirlerde bölgeye göre maliyetler değişse bile orada da cemaatin sayısı ve geliri farklı olacaktır.
Hmm, belki elektrigi biraz daha fazla olur. Herhalde her gun bir defa elektrik supurgesi dolasiyor iceride en azindan, degil mi? Ayakkabi tasimasa da sirf camin acik oldugu ama girilmeyen odalar bile cok tozlaniyor burada bir haftada, cemaat de sokaktan geliyor en nihayet ustelerinde de tasirlar.
Adam basi 150YTL verilir bir para midir bilemiyorum. Istanbul’da fakir sayilmayacak mahallelerde emlak vergileri ondan dusuk olabiliyor, ama insanlar homurdaniyorlar yuksek diye. Neyse, o gazeteye yazarsaniz gorecegiz bakalim ‘biz bedava elektrik su istemeyiz’ diyen cemaat cikacak mi.
Elektrik süpürgesi haftada bir dolaşsa kafidir.
Adam başı 150 YTL yıllık rakam, aylık 15 YTL kadar yapar. Bu da kabaca ortalama bir değer. Eğer insanlar bu din işini önemsiyorlarsa bu kadarına katlanabilirler. Kaldı ki her mahalleli sadece kurban derisini, sadakasını vs. verse o bile epey bir yekun tutar.
Devletin aradan çekilmesiyle zaten şu anda haksız rekabet karşısında yeraltından işlerini yürüten ve daha çok ciddiye alınan tarikatler de bu işi üstlenecek, pastadan pay almaya çalışacaktır. Muhtemelen 15 YTL’ye bile gerek kalmadan bu işler çözülebilir.
Bu cami muhabbeti yürüdü gitti çok ilginç bir biçimde ben taa ekonomiturk’den buraları buldum ama üslubunuz çok güzel sanırım isminiz fethi. Arada ekonomistlerin kaçırdığı bir şey var aslında bir çok cami altına dükkan yapılıyor market yapılıyor bir şekilde gelirlerini buluyorlar kendileri oyuzden pek sanmıyorum imam maaşları dışında devlete yük oluşturduklarını zaten yapılırken genelde hayırsever vatandaşlar el atıyor olaya. Bir de imamların mütahitlik esnaflık dışında mevlütlerden, ölümlerin ardından hatim dualaı falan kazançları var :))) Saygılar selamlar efendim..
Mehmet Akif bey,
Evet, adım fethi, Ekonomist arkadaşların da bu işe el atması güzel. Kamuoyu yavaş yavaş ezelden beri doğruymuş gibi yapılan şeylerin arkaplanına baksın diye bizler de ufaktan çaba gösteriyoruz. Devlet güdümünde din, devlet güdümünde okul karşıtı fikirler Türkiye’de pek seslendirilen şeyler değil. Belki yıllar sonra buraları okuyan gençler icra mevkiinde olurlar da şimdi karışan kafaları sebebiyle bu işleri daha farklı düşünürler.
Katkı için teşekkürler.
FST
[...] olurlar da şimdi karışan kafaları sebebiyle bu işleri daha farklı düşünürler.” deyince buralara da uğrama ihtimali olan müstakbel idarecilerin kafasını karıştırmaya katkım olsun [...]