Gazete Dağıtıcı Zannedildim
August 2, 2007 by robdoshambr
Sabah erkenden kalktım. (Şaka yapıyorum, saat 9′a geliyordu). Erken kalktığımda 2.5-3 km koşarım. Şehir dışı sayılacak bir mahallede oturuyorum, yol boyu ahbaplık ettiğim 2-3 köpek olan belli bir parkurum var. Yalnız geç kalkarsam koşmam, bisiklete binerim. Normalde Mayıs ile Ekim ayı arası işe bisikletle gider gelirim. Bunda en önemli iki faktör bisikletin benzin yakmaması ve çevredekilerin “vay be, ünlü blogcu Fethi bisiklete biniyor” şeklinde olumlu sözler söylemesi. Olumsuz yönü de sıcakta kafama güneş geçmesi ve terleme şeklinde sıralanabilir.
Herneyse, bisiklet dediysem öyle ahım şahım bir şey değil. Geçen sene başka bir şehre taşınıp bisikleti götüremeyen kardeşimin bisikletine bedava binerken bu sene bisikleti götürünce mecbur bisiklet almak zorunda kaldım. Yeni bisiklet fiyatları epey yüksekti. Çin malları bile 80-100 milyonu buluyordu. Ben de tamircileri dolaşıp eski bisikletlere baktım. Bir yedek parça satıcısında iki bisiklet gözüme çarptı. Bir tanesi acayip döküntü idi, herhalde bunu üstüne para verip satıyordur düşüncesiyle fiyatını sordum. Adam hiç istifini bozmadan 400 YTL dedi. Demek bir sebebi var da ben anlamadım. Sonradan esnaf arasındaki diyaloglardan bisikletlerin Avrupa’dan 1000-2000 Euro gibi fiyatlara alındığını filan işittim. Eh parası olana güzel bir şey.
Diğer bisiklet görüntü olarak daha iyiydi, onun fiyatı 45 YTL imiş. Alışveriş için gereksiz dolaşmayı sevmediğimden hemen tamam yalnız fiyatı biraz düşürelim dedim. Fakat adam tuzu kuru görüntüsünü bozmadı, işine gelirse mealinde konuştu. Ben de ısrar ettim “bari hediye bir kilit ver” dedim. Adam da benim ısrarıma dayanamadı 1 YTL’lik bir kilit verdi. Böylece resimde gördüğünüz bisikletin sahibi oldum. Arka tekerden gelen bir ses için de tamirciye gittim, 50 kuruşa balatayı değiştirdim. Bisikletin vitesi vardı ama muhtemelen paslandığından kullanamıyordum. En ağır vitese sabitledim, yokuş, düz yol hep onu kullanıyordum. Gel gör ki bizim ufaklık kendi bisikletinin tekeri patladığı için “baba senin bisikleti alıyorum” dediğinde “tabii oğlum” deme gafletinde bulundum. Elbette çocuk ağır viteste gidemediği için sağı solu kurcalamış, ertesi gün iş dönüşü benim bisikletin vitesi parçalandı.
Vites ve zincir arka tekere dolanmış vaziyette elle dahi götürmek imkansız, eh çekici de çağıracak değilim, güneşin altında zorla tekerin tellerinden bir ikisini kırdım. Elim kesildi, yağ içinde kaldı ama hamdolsun bisikleti sürüklenebilir hale getirdim. Yarım saatten fazla bir süre şehirdışındaki iş yerinden en yakın bisiklet tamircisine yürüdüm. Arada bir camide mola verip elimin yağını ve kanını temizledim. O sırada abdest alan bir polis memuru ile de selamlaştık. Herhalde beni tanıyor, ben de çıkaracak gibi oldum ama neyse. Sadece “hmm, namaz kılan bir polis” diye düşündüğüm aklımda kalmış.
Bisikletçiye ulaştım, bana iki marka vites olduğunu Hyundayi 4 YTL, Şimano 10 YTL şeklinde açıkladı. Pahalı olan muhtemelen daha iyidir kavlince 10 YTL olanı seçtim, arka jant da zaten iyice eski olduğundan bir de jant aldım, o da 8 YTL imiş. Ivır zıvır derken 25 YTL civarında bisiklet bayağı adam oldu. Şimdi bazen çatırtılar geliyor ama problemsiz beni taşıyor.
İşte bu bisikletle geçen yazıda bahsettiğim mahalle bakkalı istikametine dik bir yokuşu en ağır viteste 5 defa çıkıyorum. Bu turların birinde bakkala uğrayıp gazeteyi aldım ve biikletin sepetine koyarak aşağı doğru inmeye başladım. O esnada evin birinden bir adam balkona çıktı ve “Hüoop, gazeteci, bak buraya” tarzında bana bağırdı. Tabii durmayıp devam ettim. Demek ki bisikletle gazete dağıtanlar var ve bu adam da gazetesini henüz alamamış diye düşündüm. Normalde motorla gazete dağıtıyorlar, çevremdeki birçok eve birer ikişer Zaman gazetesi bırakılıyor, bisikletlisine rastlamadım, demek o da varmış.
Neyse eve döndüm, hanım hala yok, ne yapayım derken 3/4 miktarda bayat ekmeğim olduğunu fark ettim. Ekmekleri kalın dilimler halinde kestim. Bir kaba iki yumurta kırdım, dün yaptığım bir sürahi ayranın dibinde kalanı da yumurtalara döktüm, bu sıvının içine ekmekleri daldırıp tavada kızarttım. Sonuç bence büyük bir başarıydı. Oğlan pek sevmedi ama büyükçe bir dilimi bitirdi, ben kendiminkiler dışında onunkileri de yemek zorunda kaldım. Üstüne çay içtik.
Hanım telefon açtı birazdan dönüyor, iki saat sonra otogara gitmem lazım.Yemek sonrası Sabri Ülgener’in İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası kitabını elime aldım. Eskiden okuduğumu hatırlıyorum ama şimdi daha iyi anlıyorum. Onu epey okuyup kalan çaydan biraz daha içmek üzere mutfağa gittim. Orada da Reklam ve Piyasa Süreci diye bir kitap gördüm, geçenlerde yarılamıştım, ona biraz göz attım. Sonra gidip site için bisikletin resmini çektim.
Şimdilik böyle.
Hevesle alınmış, 2 kere kullanılmış ve bir senedir balkonumda bekleyen bir Çin bisikletim var. Çook uygun fiyata verebilirim (veya hediye ettiğimde hakikaten çok sevinecek bir çocuğa da meccanen verebilirim). İlgilenenlere duyrulur…
Fethi bey,
Bazen evde kurumus ekmek falan oluyor… Gunahtir*** deyip atilmasin diyerek bi kaba iki yumurta kiriyorum…biraz sut…biraz da beyaz peynir parcasi atiyorum…ama ben yagda yapmiyorum…cok agir oluyor… ekmeklerin ust kismina bolca surup firina atiyorum… sadece ustten aciyorum…nar gibi kizariyor…
Eger ekmekler biraz daha parcali bolucuklu ise o zaman da cok ufak parcalara bolup yumurta sayisini arttirip az yagda normal yumurta pisirir gibi kizartiyorum… onda daha ilginc seyler de katilabiliyor istege gore…
*** Yiyecekler konusunda bugday urunlerine iltimas gecilmesi ve israiliyat ile ilgili birseyler okudugum aklima geldi… Mesela yolda elma gorenler kaldirip bi kenara koymazken ekmegi gorenler opup baslarina bile koyabiliyorlar… Bu konuda bir bilginiz var midir Fethi Bey?…bizleri bilgilendirseniz..
fethi bey, bunca zaman sizi okuyup bedavadan guluyor keratalar. ucer beser hepsi ortaya birseyler atsa, yeni bisikletin en kralini, en pahalisini alirsiniz. mizah dergisine sanki para vermiyor mu keratalar? herkesin katkida bulunmasi lazim. siz burada bir hesap numarasi yayinlayin. saka demiyorum ciddi diyorum. hem dost dusman belli olur, hem de ailecek bisikletleniverirsiniz. az cok onemli degil, maksat katilimcilik olsun. (yangina su goturen kus hikayesini hatirlayalim.)
Yok, paranın lafı olmaz. Allah cümlesinden razı olsun.
Şu zamana kadar bir faydam dokunmuşsa ne güzel. Bir dergiye de koca sayfa yazı yolluyorum onlar da sağolsun şu zamana kadar “Fethi bey, 3-5 kuruş sembolik de olsa bir şey verelim” demediler. Ben de istemem, bunlar amme hizmetidir, yarın arkamdan dua eden çıkar, bir blogcu toplantısında bedava çay ikram ederler o yeter.
Oğlanın bisikleti var, sağolsun dedesi yeni aldı. Kızınki de abisinin 4-5 yıl önceki bisikleti, herkes halinden memnun.
manyakadamin hesap numarasi isi biraz asiriya kacmis ama soyle daha kibar birsey olabilir:
bazi ingilizce bloglarda amazon.com’dan wishlist yayinliyorlar. siz kodu koyuyorsunuz sizi seven ziyaretciler istediklerini aliyorlar. amazon direk size postaliyor.
hem en guzel hediye kitaptir, dijital fotograf makinesidir, dvd’dir vesaire..
Yahu Fethi abi allah iyiliğini versin ne diyeyim, şimdi blogcu olmuşun işte. Ben de mi şöyle neler ettim kabilinden bişeyler açsam dedim. Sonra amaaan işkence gibi be yahu diye düşündüm.
Üstelik de üslubundan mı havasından mı suyundan mı senin bu yazıları okurken yüzümde pis pis sırıtan gülen bir ifade olduğunu farkediyorum. Ha güldüm ha gülecem falan