Dönerci açılışına gittim. Tanıştığım şahsa bir merhaba dedim ve hemen ayrıldım. Israrla aman Fethi bey, döner ikram edelim dediğinde teşekkür ettim. Zira dışarıda 5-6 masada suratsız şekilde bedava döner bekleyen hiç hazzetmediğim tipler vardı. Manzaradan hoşlanmadım, bedavacılık sevmediğim şey. Bu arada dükkan nezih bir yere benziyor, ustanın döner kesişi de bu işten anladığına işaret. Bedavacılık deyince şu aklıma geldi. Bir yerde bedava birşey dağıtılıyormuş, koşun mantığı hoşuma gitmiyor. Parasız, karşılıksız asla iş yapmam. Ama bana bedava birşey verilmesinden hoşlanırım. Benzin aldığınızda değeri 50 kuruş olmayan bir mendil verilir yahut bir silme bezi, o güzeldir. Yahut bir şey almışsınızdır, tesadüfen yanında bir hediye veriliyordur.
Dönerciden ayrılınca, biraz da avarelikten geçenlerde gördüğüm ama almadığım gömleği almak için yakındaki bir alışveriş merkezine gittim. Arabamı kilitlemedim, zira kilidi bozuk, eh aylardır öyle geziyorum, hatta akşamları penceresini dahi kapatmıyorum, sabah havalanmış oluyor. Çalsalar ne olacak, 4-5 milyarlık şey başlarına bela olur. İçindeki teyp de satsan 10 YTL etmez. Üstelik kızaklı, çeksen çıkar. Ama kimse arabaya itibar etmiyor anlaşılan.
Alışveriş merkezine girdim, yazlık ayakkabım yok şöyle bir bakınayım dedim. 50-60 YTL fiyatlar var, bana göre çok pahalı. Bir kenarda 10-15 YTL’likler var ama alsam hanım bozuk çalar diye iç çekerek oradan ayrıldım. Gömlekler gayet güzel görünüyor ve 14.9 YTL. 3 adet aldım. Bana birkaç sene gider. Bir de pantolon denedim ama beğendiğim rengin uygun bedeni yoktu. Kasaya geldiğimde indirimin o mağazaya mahsus karta olduğunu söylediler. Bende kart yok alamam dedim. Lakin fi tarihinde üye olmuştum, adımdan bakacaklarmış. O esnada bir başkası geldi bu gömlekler için karta ihtiyaç olmadığını söyledi. Güzel.
Bari bir ekmek ile meyve suyu alayım diyerek gıda bölümüne geçtim. Hiç adını duymadığım meyve suyu markaları vardı. Birinde sebze suyu gördüm. İlginç olabilir diyerek iki kutu aldım. Bir de ekmek aldım ve kasaya yöneldim. 10 kasadan sadece ikisi çalışıyordu, az yoğun olana yöneldim ama Murphy yasalarını unutmuşum. Kasiyer kız 50 YTL alışveriş yapana verilecek bir kutu indirimli ürünün niçin 3-4 kutu verilemeyeceğini yaşlıca bir adama anlatmaya çalışırken diğer kasaya yönelmem gerektiğini fark ettim. O kasaya yöneldiğimde adam alışverişten vazgeçti ve kuyruk hızla tükendi, benim geldiğim diğer kasada ise fiş kağıdı bitmişti. Başka kasa da açılmayınca elimdeki iki kutu sebze ile ekmeği orada bir yere bırakıp marketten ayrıldım. Kızmış mıydım? Hayır, bu tür şeylere sinirlenmem.
Oradan eve dönerken mahalle bakkalına uğradım. Oğlan gazete sipariş etmişti, içinden savaş gemileri oyun kartı çıkıyormuş, onu aldım. Beraber oynuyoruz, ben de seviyorum bu kartları. Bilgilendirici ve eğlendirivci. Bir de meyve sularına baktım. Bakkal dediysem küçükçe bir market düşünün. Neyse, fiyatları bizim büyük alışveriş merkezinin neredeyse yarı olan bir üzüm suyu aldım. Domates suyu yok mu diye sordum. Bundan sonra getiririz dediler. Nasıl yani diyerek baktığımda “abi, müşteri ne isterse onu getiriyoruz” dediler. İlginç. “İyi o zaman ben haftada birkaç kez alırım” dedim. Belki başkaları da alır. Bakkalın müşteri odaklı hareketini takdir ettim. Adam yerine konulmayalı uzun zaman olmuş demek ki.
Eve döndüm, şimdi çıkıp sebzeleri sulayacağım. Yetişmiş dolma biber var, az, 4-5 tane ama olsun. 3 çeşit de normal biber var. Orta boy tombul olanları közlenince çok lezzetli oluyor. Közlemeseniz de olur. Muhtemelen 3-4 salatalık da vardır. Domatesler 10 güne filan çıkar, yeşil görüntüleri kırmızı birer dev olacaklarına işaret ediyor. Hani bıçağa gerek olmadan elinizle yararsınız da içi dolu ve pembe-yeşil karışık renktedir. Bir iki de kolrabi var. Lahana-turp karışımı birşey, yemeklerin yanında iyi oluyor.
Ondan sonra biraz kitap okuyayım. Dün kayınpederde İsmail Hami Danişmend’in Osmanlı Tarihinin 3 veya 4. cildini okuyordum, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü ve sonrasında yeniçerilerin nasıl azdığını, Sultan II. Selim bahşiş vermedi diye koca vezirleri nasıl madara ettiklerini, Sokullu’nun çaresizce “aman sultanım şu pislere parayı verin, belayı defedelim” diyerek yalvardığını, padişahın da bu şekilde parayı vererek karizmayı çizdirdiğini öğrendim. Buradan şunu anladım, ortaokul, lise yıllarında okuduğumuz tarih kitap ve ansiklopedilerini bu yaşta ve anlayışta yeniden okumamız gerekiyor. Çok ilginç yerler var.
Görüşmek üzere. O ruvar mı, neydi.

Fethi Bey,
Efendim hayırlı uğurlu olsun.
Yalnız kütüphanedeki kitaplardan birisi tikkatimi çekti: Dr.Rıza Nur “Hayat ve Hatıratım”
Aman Fethi Bey ne yapıyorsunuz, bu kitap yüzünden başınıza iş alabilirsiniz, benden söylemesi:-)
ps. Bu arada bahçeniz çok güzelmiş.
selamlar.
TSD:
Öyle mi, eskiden yasak olduğunu işitirdim ama şimdi basılıp satılıyor, niye problem olsun ki? Zaten yasaklanmasını gerektirecek yerlere normal bir insan inanmaz, bunun dışında anormal birşey göremedim.
Yine de bu sitede yersiz siyaset polemiği oluşmasın diye kaldırıyorum.
Bildiğim kadarı ile hala yasak.
Şunu buldum kitap yurdunda:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=85300&sa=0&session=10703491328824118712&LogID=
İlk cilt Nur’un kendi hayatı ile alakalı. 2 ve üç ise İnönü ile kavgası 3 de MKA ile olan kavgası. Ama satışları yok gözüküyor.
Aman yaw. Buraya da sişyaset bulaştırdık..
selamlar.
Ben yanlış mı görüyorum, verdiğiniz linkteki o kitap satışta. Tükendi denen bu kitabın tek tek ciltler halinde satılanı galiba.
Bu arada siyasi olacak diye endişeye gerek yok, siyaset ve ekonomi hayatla içiçe.
Çok ilginç, evet..
Aynı kitap aynı yayınevi cilt cilt olanları, buradaki sayfada satışı yok gözüküyor.
Aynı şekilde 2 ve 3′ün de satışı yok.
Bu derlemenin ise var. Ama bunun da kapağında da şöyle yazıyor:
Kapak yanlış yazılmış olabilir çünkü hem fiyatı hem de sayfa adedi birleştirilmiş olduğunu gösteriyor.
Büyük ihtimal sizdeki baskıyla çok farklı ama yine de hadi yırttınız Fethi Bey..
Vallahi bilmiyordum yaw ilginç geldi satışta olması..
Bendeki ciltler de sizinkilerden..
(Kadırmayın yahu, gerek yok)
Selamlar.
TSD
Resim fazla oldu, yukarıdaki bir resmi de kaldırdım, henüz resim/yazı oranına karar veremedim. Fazla resim sevmiyorum, dengeyi tutturmak lazım.
Rıza Nur konusu farklı, herşey bir yana bence Türkiye’de gelmiş geçmiş en okunaklı yazı yazan adam olmakla kalmaz aynı zamanda en usta mizahçılardan biridir.
Kitap, yazmaması gereken bir sürü garipliği çıkarırsanız bir üslup harikasıdır. Karısının tuhaflıklarını, kendi garipliklerini, Atatürk’le ilgili anlamsız detayları yazmasa daha iyiymiş ama adam bugünün blogcusu gibi herşeyi yazmış.
Selamlar
FST
fethi efendi keske ben gormeden kaldirmasaydin resimleri.
bir de sana eski bir okurun olarak benden tavsiye: resim yazi orani hakkinda cok yannis dusunuyorsun. cunku devir resim devridir. bak hurriyet gastesinin sitesine, normal haberleri bile fotoroman gibi resim galerisiyle veriyorlar. ne kadar resim o kadar iyi. eger resimleri eksik etmezsen voleyi vurursun.
riza nur konusunda da sunu soyliyim, kendisi takdir edilmesi gereken bir insandir. yazdiklarina inanmak, coluga cocuga okutmak lazim. boylece herkes kimin ne oldugunu kolayca ogrenebilir.
saygilar.
Manyakadam,
Resim konusunda emin değilim, sanki yazıyı boğuyor. Belki birkaç gün içinde netleşir.
Rıza Nur takdir edilmeyecek bir adam olsa Atatürk kendisini Sağlık, Eğitim bakanı yapmaz, Moskova ve Lozan’a yetkilerle donatıp göndermezdi.
Yazdıklarına inanmakta problem yok ama lüzumsuz yerleri ayıklamakta da mahzur yok, zira çoluk çocuğa uygun şeyler değil.
Fethi Bey,
Rıza Nur’un üslubu konusunda siz katılıyorum. Harika bir üslubu var.
Yazdıklarında inanmadığım ve hissi bulduğum epey yer var. Ben Lozan’dan da birşeyler sakladığını düşünüyorum.
Ama hep kafama takılan bir şey var. Karısının tuhaflıklarına, aldatmalarına, hatta rezaletlerine, kendi yediği pek çok herzeye varıncaya kadar yazan birisi neden yalan söylesin?
Ve 1960 yılında açılması şartıyla British Museum’a teslim etti hatıratını. Yani rantınıda yeme imkanı yoktu. Neden yalan yazsın? Bunu çözemedim.
Selamlar.
TSD.
Ben yalan yazıyor demedim. Öyle bir ifadem yok, zaten bunu bilmemiz mümkün değildir.
Ancak, kendisinin Atatürk konusunda aşırı gittiğini düşünmemiz için sebepler var. 1926 yılına kadar gayet iyi ahbap ike Atatürk ile, öldürüleceği vehmiyle yurtdışına çıkıyor. Bence bazı yerlerde ileri gitmiş.
Ancak yalan mı gerçek mi bunları bilmek mümkün değil elbette. Çapraz hatıra okumakla, belgelere bakmakla bunlar açığa çıkabilir elbette ama bazı yerlerin hakikaten gereksiz küfürlerle dolu olduğu açık. Evet bu bir yerde dobralığı gösterebilir ama aşırı kızgınlık sebebiyle ileri de gitmiş olabilir.
FST
Yok ben sizin için söylemedim, genel bir kanı vardır Rıza Nur ile alakalı olarak, ona atıfta bulundum.
Evet, çok bilenmiş, çok hissi yazmış. Bu açıkca belli oluyor. Bunları ayıklamak zor değil zannederim, bu yapılır ve söylediğiniz gibi çapraz okumalarla teyid edilirse faydalanılacak çok nokta bulunacaktır.
MKA ile ters düşme sebebi olarak “ilerisi için olası muhalif kişi” olabileceğini öne sürüyordu bildiğim kadarı ile. Ve bir süikast atlatıyor İstanbul’da galiba, öyle çıkıyor dışarı, çıkış o çıkış.
Halbuki çok yakınlardı MKA ile, Ali Şükrü cinayeti sonrası TBMM feshini öneren de Rıza Nur idi hatırladığım kadarı ile.
Neyse, siyaset yok demiştiniz burada..
)
TSD
Yorumlarda herhangi bir kısıtlama yok, yanlış anlaşılmasın. Hatta böyle daha enteresan oluyor, yazıda bağ bahçe işleri, yorumda Lozan anlaşması misali.
Fethi bey, politikayi ben yazmayayim siz yazin ben de okuyayim diyorsunuz — ben de ne zaman dogru yolu bulacak bu Fethi bey diyordum.
Cocuklar hayvan isteyince ‘apartman dairesinde olmaz’ diyemediginize gore, ne diyorsunuz? (Bana oyle derlerdi, eziyet olur diye anlatirlardi, ben de sahip olmadigim kopeklerin apartmana tikilmis halini dusunup uzulurdum).
Bülent Bey,
İnşallah dediğiniz gibi olur, ben uzaktan takip ederim.
Benim çocuklar çok hayvan meraklısı değil, annemlerde kedi çok, köpekten de eskidden beri çekinirler, o sebeple şimdilik birşey isteyen yok. Hayvan olarak akşamları eve hücum eden sivrisineklerle meşgulüm şu ara.
Yalnız komuşuda 2 güzel köpek var.
FST
Fethi Bey hayirli ugurlu olsun….
Mac demincek bitti… sagolsun secveseyret koymus…7 dolar bayildik seyrettik…
Ertugrul hoca iki-uc cocuk koymus hayran kaldim walla… Serdar Ozkan, Ibrahim Kas ve Batuhan…
Gencecik cocuklar…
Bu takim is yapar… Ahan buraya da yaziyorum…
Hayirli olsun Fethi bey : )
Vaktinizi izlenimlere yazmakla harcamaniza daha memnun olurduk sanki.. Ama bu da guzel.
Okurken icim ciz etti. Sizin arabaniz yerinde saglammis ne guzel. Dun aksam camasir yikamak icin camasirlarimi yuklenip arabama dogru yonelmistim ki, arabamin yerinde olmadigini gordum. Kitlemistim de, camini biraz acik birakmistim havalanmasi icin. Hemen polise gittim. Adamlar genis, birisi yurumekten sIkIlmistir, benzini bittiginde bi yere birakmistir diyor.
Bu arada bahceniz guzelmis..
Hemen bloga uyum sagladim : )
Betül hanım merhaba,
Vaktinizi izlenimlere yazmakla harcamaniza daha memnun olurduk sanki.. Ama bu da guzel.
İzlenimlere yazmayacağım demedim, onu siz dediniz
Herşey yerli yerinde duruyor.
FST
Bu arada arabanız için üzüldüm, inşallah en kısa sürede bulursunuz.
Tesekkur ederim.
Ben de aslinda yazmayacaksiniz diye kastetmedim, burda harcadiginiz vaktinizi oraya aktarsaydiniz anlaminda.
[...] bir yoldan giderek Civic Images adlı bir sitenin yayınına başlıyorum. Ancak bu site, ‘Ne ettim?‘den ziyade, ‘Nerede ettim?’ sorusuna yanıt verecek. Dahası, her gün onar [...]