Feed on
Posts
Comments

Yeni Adres

Adnan Hoca sayesinde taşındım:

http://www.robdoshambr.com/

Yazı giremememin bir sebebi wordpress kontrol panelinde “yazı yazın” bölümünde görsel bölümün çalışmaması, sadece kodla yazabiliyorum. Görsel’de metin yazacağım bölüm hiç görünmüyor. Haliyle resim eklemek filan meşakkatli oluyor. Sebebini bilen varsa eski tempoya dönelim.

Ramazan geldi, hani Bektaşi demiş ya, mübarek 11 aylar nasıl da geçip gidiverdi, işte geldi mübarek 12. ay. Tüm Türk ve İslam alemine hayırlar getirsin. Ben de bu vesileyle (ve laf söz olmasın diye) dün mahalle camisine teravihe gittim. Daha önce bir yatsı namazı sırasında camide gözlem ve incelemeler yapmıştım, kısaca ondan bahsedeyim. Camide toplam (imam dahil) 15 kişi vardı. Namaz bitince oturup yanan lambaları saydım. Fiilen 30 tane 10′luk tasarruf ampulü, 8 tane 60′lık sarı ampul ve 4 tane 40′lık fluoresan lamba aktif vaziyetteydi. Dışarıda dikkatimi çekti, caminin minaresinde 12 kadar yeşil renkli çubuk lamba da yanıyordu. Bu kadar ampule gerek var mı diye düşünürken yanımdaki arkadaş “caminin iç süslemeleri çok güzel” diyerek başka bir noktaya işaret ediyordu.

İşte bu camiye teravih için ezanla birlikte yola çıktım, saat tam 21.00′de ezan bitti sünnete başladık. Camide 35-40 kadar, bir kısmı çocuk cemaat vardı. Birbuçuk saf olduk. Daha sonra epey bozuk sesli acemi bir vatandaş kamet getirdi, farzı ve son sünneti tamam ettik. 4-4-2 yani 10 rekatı bitirdiğimizde saat 21.16 idi. Teravihe başlayacağımızda imam arkaya dönüp hızlı bir ses tonuyla “Altı Dört” kılacağım dedi. Cemaatin çoğu anlamamıştır ama bu 6 rekat ve 4 rekatte selam vermek suretiyle 20 rekatı tamamlayacağız anlamına gelir. Neyse “iyi, namaz çabuk biter” diye düşündüm. Hakikaten imam biraz da surelerin kafasını gözünü yararak 6-4-6-4 sistemiyle 17 dakikada namazı bitirdi. Aralarda salatı ümmiye de okunmadı. Yalnız 20 rekat bittiğinde 3 defa okundu ama koro olarak felakettik. Bir defa müezzin makamındaki arkadaşın önünde mikrofon vardı ve sesi de berbattı, cemaatin geneline ayak uyduramıyordu. Büyük bestekarımız Itri’nin tekbiriyle birlikte en ünlü bestesi olan Salatı Ümmiye bizim mahalle camisinde katledildi.

Neyse kalktık Salatı Vitri eda ettik. Her zaman olduğu gibi 3. rekatte “acaba yanılıp tekbirle rükuya giderek rezil olacak mıyım” stresi yaşadım ama kazasız belasız onu da atlattık. Namaz ve tesbihat bittiğinde ilk teravih maceram 45 dakika sürmüştü. Namaz çıkışında bizim oğlanla maçın kalan kısmını izlemek için koşturduk, içimizdeki Macar olarak hakemin sebebiyet verdiği faciaya fiilen şahit oldum.

O da başka zamana.

Bir yorumcumuz M. Akif bey de Denizli yaylalarından mangal manzaralarını göndermiş. Güzelim resimleri bir word dosyası ile perişan etmesine bakmayarak buraya aktardım. En dikkat çekici manzara “çiçek dalda güzeldir, kuzu şişte” beytini doğrulayan mangalda şiş görüntüleri oldu. Bunlar da M. Akif’ten gelenler:

Yayla Macerası

Efendim hafta sonu memlekete sıla-i rahim görevimizi yapmaya gittim. Denizli anne tarafı Babadağ’da da (Denizli’nin bir ilçesi övünmek gibi olmasın Zorlu, Yalınkaya (goldaş) ailesi de hemşerimizdir.) baba tarafını ziyaret ettik. Dedem heves etti biraz geç olmasına rağmen yaylaya ufak bir ev yaptırdı iyi oldu hem kendileri vakit geçiriyorlar hem de fazla sıcaklara maruz kalmıyorlar. Şimdi bende hafta sonu yaşadığımız mangal macerasını sizlere aktarıyorum. (Aferin, akraba ziyareti iyidir, yalnız kebap işi olmasa da gider misiniz, orayı da biraz kurcalamak lazım. FST)

kebaplar.jpg

Kuzu etini ufak ufak doğrayıp kırmızı biber karabiber ve tuzla yoğrulmuş hali soğanlar aşağıda takılıyorlar. Mangal yoktu sanrım tuğlalarla hallettik o işi. Resimler hava kararırken çekildi ondan dolayı biraz sıkıntı olabilir. (Suat beyin seçemeyip taş zannettiğim köftelerine göre başarılı bir görüntü arz ediyor. Dedene de iyisinden bir mangal alıversen, hep bedava yiyicilik olmaz ki, FST)

sogan.jpg

Soğan ve yeni yapılmış salça pek soğanla aram yoktur ama hakikaten lezizdi. (Soğanla arası olmamak olur mu, iyidir soğan. Hele de kuzu şişin yanında. FST)

salata.jpg

Çoban salatası bilirsiniz böyle günlerin olmazsa olmazıdır. Domatesler maalesef pazardan alınma kendi üretimimiz değil. Onları çok çekmek isterdim ama dedem biraz az sulayınca sıcağa dayanamamışlar. (İyi mazeret, bakalım benim domateslere rakip çıkabilecek mi, FST)

sofra3.jpg

Bu resmi çok zor şartlar altında çektim ellerden de görüldüğü üzere. Kompozisyon sade ve hoş. (Kompozisyon iyi de inşallah yemek masasına düşmemişsinizdir, FST)

sgan2.jpg

Bu soğanlardan tatmadım ama yiyenler beğenmişti. Sofraya sonradan ekledikleri için pek fazla talep olmadı onlara. (Bunları ben de severim, talep olmaması kötü olmuş. Halbuki çerez gibi yenmesi lazım, FST)

Bir kaç tane de bahçeden bir şeyler gösterelim;

patlcan.jpg

Biz biraz daha olgunlaşsın diyorduk ama dedem illaki yanınızda götürün diye bu patlıcanları resmi çekildikten bir kaç dk sonra kopardı ve yanımıza közleyip yersiniz diye verdi. (Siz de közlemeyip adamcağızı mahcup ettiniz muhtemelen. Suat beyin elle tutulur tek resmi patlıcan közlememiydi, ben mi yanlış hatırlıyorum? FST)

incir1.jpg

İncirlerin biraz daha olgunlaşması gerekiyor gerçi olmuşlarından bazılarını toplayıp yedik. Bir sonraki resimde göreceğiniz üzere.

incir2.jpg

Biraz manavcı usulü oldu içi açılmışları altlara koydum ama incirler tatlarını bulmuşlar. (Ticari sırlarınızı burada açıklamayın, müşteri filan vardır, FST)

hyar1.jpg

Domatesle giremediğimiz rekabete salatalık ve biberle girelim. Sanırım bibere biraz fazla su verince böyle boyuna doğru uzuyormuş. (Domatese karşı hıyar ve biber ama ben biberleri mahcup olmayasınız diye koymuyordum, yanlış anlaşılmış, FST)

sisler.jpg

Bu resmi koymamın iki amacı var birincisi etlerin güzel bir şekilde tüketildiği ikinci ve asıl sebep ise tutma yerlerinin sarı olanlarının dedem tarafından 1972’de Bursa’dan alınmış olması. (Suat beye taş mı var, lazer bıçağıyla bu iş olmaz, halis Bursa işi şiş lazım, mesajı mı veriliyor? FST)

İkinci hevesli yorumcumuz Kanada’dan Betül hanım, Betül’e merhaba diyor Niagara civarındaki piknik resimlerini sizlerle paylaşıyoruz. Türk insanı otoyol refüjleri dahil her tür yeşillik üzerindeki piknik kabiliyetini Niagaraya kadar taşımış, gurur duymamak elde değil. Bu arada kunduzu beğendim, Ontario kurtlarının reisi rahmetli Kaptan Swing’in kafasında bundan bir tane var gibi hatırlıyorum. Neyse, işte Betül’den gelenler:
—————————————–

Merhaba

Resitaller piknikle baslayinca piknikle devam edeyim Pazartesi gunumun ozetini sizinle paylasayim istedim. (Pazartesi mi? Orada hafta içi de pikniğe mi gidiliyor, şu Kanada göçmen bürosu ile bir temasa geçeyim bakalım, FST)

niagara1.jpg

Herkes mangal yakar yakar da, dunyanin yedi harikasindan birinde Niagara Falls’da yakmak herkese nasib olmuyor ne yazik ki. (Kanada orman polisi bu işe ne diyor, “Ormanda ateş yakmayın, doğa sevenleri ağlatmayın” türü maniler söyleniyor mu?,FST)

manzara2.jpg

-Sehrin 20 km yakinindaki bag evlerine benzer mi bilemiyorum artik- (Suat beye adam gibi bir piknik şart oldu artık, aksi hlde milletin çenesi durmayacak, ortamı zenginleştirme noktasında ben de yiyici olarak katılabilirim, lazer bıçağını da görmüş oluruz hem. Türkiye’mizde nice şelaler ve de çağlayanlar var ki Niagara küçük bir su sızıntısı kalır yanlarında, FST)

kofteler1.jpg

3 ve 4. fotograftakiler kanada kazi “canada geese” (Bunların et durumu nedir, mangala gelir mi? FST)

kazkafa.jpg

kazlar1.jpg

6. Kanadanin maskotu kunduz. Kendisiyle ilk kez bu gun muserref oldum. (Güzel hayvanmış. İnşallah hayvanı vurup kafaya giymemişsinizdir, FST)

rakun1.jpg

Beklerim… (Ben büroda işleri halledebilirsem seneye oradayım, kaz çevirip rakun vurmak için ideal yermiş. FST)

Betul

Eleştiri getiren bir yorumcumuz sade domates yemekle olmaz, esas olan ana yemeklerdir demişti. Ben de domatesi kahvaltıda diğer yiyeceklerle birlikte tükettim, bu yazı onu hikaye eder.

kahvalti1.jpg

Efendim sabah kalktım, bahçeyi suladım. Çimleri sulamak için kullandığım iki tane cihaz arızalanmış, sabit bir noktayı sular hale gelmiş, biraz kurcaladım, kumunu temizledim ama nafile. Ben de eskiden kullandığım daha dar bir alanı daha hızlı sulayan mekanizmayı kurdum. Çim alanı pek büyük değil, 70 metrekare filan, neyse kelepçeleri taktım ve çeşmeyi açtım. Kelepçe demişken, bu hortum kelepçelerini düz tornavida ile sıkmanız lazım, yalnız bu esnada sakın kolaylık olsun diye kelepçenin karşısını elinizle tutmayın. Tornavida muhakkak fırtıp elinizi yaralayabilir.

Neyse, kahvaltıya kayınvalde de geldi, ev yapımı küçük ekmeklerden ve biraz yeşil zeytin getirdi. Evde sadece siyah zeytin vardı, çocuklar ille de yeşil zeytin yiyor, iyi oldu. Geçen gün de kırmızı biberle salça yapmışlardı, onu da kahvaltıya koyduk. Tereyağını sokak sütçüsünden almıştık, ekşi ama lezzetli, acıyla birlikte iyi gitti. Biraz patlıcan közlemesi de vardı, yanına domatesi kestik, biraz iri taze biberle kahvaltı sofrası hazır oldu. Mutfakla birleşik bir balkonumuz var, bahçeye bakar, oradaki masaya hazırladık.

acilikahv.jpg

Bu esnada bir arı da sofraya geldi, benim oğlan arıdan fena korkar, hastalık derecesindedir, hemen tabağını alıp içeri kçtı, ben de üstelemiyorum, psikolojik bir korku, neyse koca bir domatesi ayrıca alıp elimle yardım. Aşağıda resimde görüyorsunuz. (Bu arada bazı piknikçilerin resimleri yanında sanat eseri sayılabileceğini hatırlatırım, emektar Olimpus c310 son model cep telefonlarını cebinden çıkarıyor görüldüğü üzere).

kahvlti2.jpg

Hasılı yedik, içtik. Arının gidip gelmeyeceğinden emin olduktan sonra bizim oğlan da katıldı aramıza, işte böyle.

Paylaşım çağrıma ilk cevap Suat beyden geldi, kendisi bir haftasonu mangal sürecini bizim için resimleyip açıklamış, kendisine teşekkür ederim. Aralarda polemiğe yol açacak ifadeleri de var ancak ifade serbestisi yüzünden yayınlamak durumundayım. Bir de yanmış köfte ve biberlerin resimlerini gönderme cesareti ayrıyeten tebrike şayan. Yalnız böyle 30 tane resim yollayınca yüklemek çok zamanımı alıyor, vur deyince öldürmeyelim, şöyle 3-4 resim yeter. Suat Beyin resimleri estetik ve anlam bakımından feda edilemez olduğundan tümünü yayınladım. Sadece köfte mi kömür mü anlayamadığım birini çıkardım, o da dostluk hatırına.

İşte kendisinin köy hayatı tadında mangal resitali:

Resital

Efendim bizim yaşadıgimiz sehrin yakinlarinda (20 km) kucuk bir bag evi-ciftlik arasi dinlence yerimiz var. İcinde kucuk (3 oda 1 mutfak) bir ev de var. Kuyu suyu var, elektirik var. Etrafi kavak agaclari ve tel orgulerler cevrili 2 donum kadar kadar yer. İcinde basta seftali olmak uzere envai cesit meyva agaci var. Tabi mevsimine gore de sebzeler yetisiyor.

Fethi Efendi 10 metrekarelik bahcesinde sulu domates atraksiyonlari yapinca ben de bu pazar gunu bahceden bazi fotograflar alayim dedim. Normalde kahvaltiya gideriz oraya, aksama da kaliriz. Ama bu kez aniden gittik, ogleden sonra. Fotograf makinemi de unutmusum, cep telefonundan cektim. İdare edin artik.

Bahce rahmetli dedemden kalma. 25 yilin emegi o bahce. Ama gelgelelim hayirsiz damadi (babam) ve hayirsiz torunları (biz, uc bilader) tarla islerinden hic anlamadigimiz icin mecburen ekip bicme ve bakim isini komsuya verdik.

Kuresel isinma bizim ciftligi de vurdu bu yil. Muthis bir kuraklik var. Kuresel isinma yaninda komsu da hastalaninca bahce cok bakimsiz kaldi. Ama mubarek toprak yine de vefali.

Bazi fotograflar ekleyecegim alta. Fethi bey catlayacak kiskancliktan belki bahceyi ve nevaleleri gorunce ama bir pazar gunu enstantanesi sergileyecegim sizlere.

Dedigim gibi aniden gittik, bir hazirlik da yoktu. Bazi fotograflar cektim. Asagiya aliyorum.

1. Fotograf: Odun firinini ve yanindaki barbekuyu acmak zor geldi. Oradaki tuglalardan hemen bir mangallik yer ayarladik ve atesi yaktik.

img010.jpg

2. Fotograf: Biberler kozlenmeye basladi. Biberlerin farkini gordunuz mu? Fethi efendinin biberleri nerde, benim AB standardindaki biberlerim nerdee.. (Biber mi? Bunların biber olduğunu yazılınca öğrendim, AB’ye de ancak bu biber girer, Avrupalı ne anlar sebzeden evet Suat Bey doğru söylemiş aynen AB standardında biber bunlar. Şart oldu biber resmi koymak artık, FST)

img011.jpg

3. Fotograf: Bunlar benim ayaklarim. Ovunmek gibi olmasin ama, ayaklarimdan da belli olacagi gibi cok yakisikliyimdir. Gerci biraz gobek var, ayrica kel de sayilirim ama bunlar onemsiz detaylar. Ayrica, kadim bir gercekliktir ki “bi adamin kafasinda ya kıl olur ya akıl.” (Ayrıca şu manzaraya göre biberleri yelleme işini yenganım yapıyor olmalı ki, Suat Beyin kadim zamanlardan kalma bir kazaklığı da söz konusu olmalı, FST)

img012.jpg

4. Fotograf: Kuyudan su ceken motor. Bahcenin bulundugu yer bir zamanlar altı su/kum diye 2 kattan fazlaya insaat izni verilmeyen bir yerdi. Simdi 20 m den su cikmiyor. Kuyu kurudu. Fethi Efendi iki de bir kuresel isinma iddialarina laf atip duruyor, not edeyim dedim. (Zavallı kuyunun suyunu sizin oradaki çiftçiler salma sulamayla bitirmişler Suat Bey, vicdansusız çiftçi ve köylünün kabahatini kürre-i arzın üstüne yıkmayalım.  FST)
img014.jpg

5. Fotograf: Seftalilerini yedigimiz bir seftali agaci. Bizim oranin seftalisi cok guzel olur. Bahcede 15 kadar seftali agaci var. Rahmetli dedem nasil yaptiysa seftaliler kronolojik siralama ile olgunlasiyor. Yani her hafta gittigimizde iki agactaki seftali olgunlasmis oluyor. Hepsi ayni anda olsa mumkunu yok yiyemeyiz. Bu durumda ya dagitacagiz ya da curuyecek (Ya da recel falan olacak ama kim yiyecek o kadar receli?) Ama bitti artik seftaliler. Son postayi gecen hafta supurduk. (Süpürdüğünüze şüphe yok, ağaçta şeftali görünmüyor, Allahtan yapraklar sağ kalmış, FST)

img015.jpg

6. Fotograf: Saman balyalari. Cok aciktim, bir ara mangal isi uzayinca niyeti bozdum ama sonra vazgectim. Sabrin sonu hakkaten selamettir. (Balyalar güzel istiflenmiş, iştahınızı açtığı kadar var, FST)

img016.jpg

7. Fotograf: Patlak misir. En sevdigim kis eglencelerinden. Yagsiz olunca kilo yapmiyormus ama kardesim yagsiz da tadi tuzu olmuyor ki? Bol yagli ve tuzlu olacak ki cayin yaninda pis gibi eglencelik olsun.

img017.jpg

8. Fotograf: Bu bir kopek. :-) Buyuyunce bahceyi koruyacakmis, komsu verdiydi. Cinsini bilmiyorum, hic de anlamam. Yahu bunun kendini korumaya mecali yok. Benim ufak oglandan (1.5 yasinda) bile kaciyor.

img018.jpg

9. Fotograf: Bu, bahsettigim firin. Yaninda da guzel bir barbeku var. Burada enfes seyler pisiriliyor. Bu tip bahcelerin olmazsa olmazi.. (Bir de dışını estetik amaçlı tuğlayla örüvereydiniz, FST)

img019.jpg

10. Fotograf: Bunlar tavuklarimiz. Tabii horoz da var. Yumurtalar vs.. Birazdan bunlardan birisi mangala gidecek. Ben yapamam, kesemem, bakamam yani. Hatta canli olarak gordugum zaman yiyemem de. Ama doganin kanunlari boyle isliyor: Gida zinciri.

img020.jpg

11. Fotograf: Eveet, biberler porpulenmis, temizleniyor. Nefis goruyor aslinda ama su aptal cep telefonu cekememis guzel. (Kabahat telefonda m, çekende miı yoksa biberde mi? Bence sorulması gereken soru budur, FST)

img021.jpg

12. Fotograf: Bu, benim hamagim. Gerci benim demek ne kadar gercekci bilemem. Orman kanunlari gecerli burada oglanlarla aramizda. Kim kaparsa yani. Cok guzel sekerleme oluyor agaclarin altinda.. (Bizim pederin de vardı, ama ben nedense içine girince çıkamıyordum ağa takılmış gibi, dolayısıyla yere yatmayı tercih ederim, FST)

img022.jpg

13. Fotograf: Etler pismeye basladi. Genelde mangalda pisirme yapmasini severim. Ama bugun arkadasim aldi eline. Ben sadece bakiyorum. Tabi arada yiyiyorum da. (Arkadaşınız lazer bıçağıylapişiriyor galibi mavi ışığa bakınca, FST)

img023.jpg

14. Fotograf. Erik. Erik bu sene o kadar cok ki. Sepet sepet. Cok da lezzetli. Rahmetli dedem asiya cok merakliydi, bir erik agacimiz var uc cesit erik yetisiyor ayni agacta.. (Aradaki armutları erik diye bize yutturmuyorsunuzdur inşallah, rahmetli dedeniz de hakikatenyenilikçi adammış, FST)

img024.jpg

15. Fotograf: Bu yil uzum de cok. Bahcenin etrafi tel orgulerle cevrili. Bu tellere rahmetli dedem asma salmis hep. Simdi bahcenin etrafi oldugu gibi asma. Kopar kopar bitmiyor. Koruk da yapiyoruz, guzel oluyor.

img025.jpg

16. Fotograf: Bunlar boreklerden kalanlar. Fotograf cekmek aklima sonradan geldigi icin asil nevaleyi kacirdiniz. Bunlar taarruzdan sag kurtulanlar. (Tepsi olduğu gibi dolu duruyor bu ne taarruzuymuş, muhtemelen tavuğa yerkalsın diye pek el sürülmemiş, FST)

img026.jpg

17. Fotograf: Kitapsiz, dergisiz, gazetesiz yapamam. En buyuk zevklerimden birisi, bahcede agaclarin altinda ya da hamakta okumak. Okumadan duramam, bos gecmis gelir gunum. muhtelif sebeplerle bugunlerde cok aksattim ama okuma isini. (Kitap ve dergiler Türk, Sol, İslam sentezini benimsediğinizi gösteriyor, FST)

img028.jpg

19. Fotograf: Bu patlican salatasi. Borulce sallamasindan mulhem “patlican sallamasi” dedim, sarmisakli limonlu oldugu icin. Fethi efendi isminle biraz alay eder gibi oldu ama olsun. Kozlenmis patlicandan yapiliyor, cok lezzetli oluyor. (Catla bakalim Fethi efendi.) (Kırk yıllık patlıcan salatasının adını değiştirmek ancak sallamak olur, neyse ki mecburen açıklamışsınız, evet lezzetlidir, FST)

img029.jpg

20. Fotograf: Bunlar da kozlenmekten kurtulan patlicanlar. Goruyorsunuz degil mi, AB standardinda patlicanlari? İste olay budur!.. (Hakikaten AB standardı, ilk anda kara üzümleri zumlayıp çektiniz sandım. FST)

img030.jpg

21. Fotograf: Kofteler mangala dizildi. Resim cok kotu gercekten. Bir dahakine makineyi unutmayayaim. (Açıklamanız iyi olmuş, ben de yahu bu adamlar piknikte niye etraftan topladıkları taşları mangala atmış diyecektim. FST)

img031.jpg

22. Fotograf: Nefis coban salatasi. Domatesleri dogranmadan cekmeye yetişemedim. Baska da kalmamis, kislik rende icin gondermisler. Buradan bile domateslerin ne kadar sulu ve organik oldugu belli oluyor. Fethi efendiyi domates olayinda da tus ediyorum yani. (Tuşu geçtik, bu domatesler benimkilere elense dahi çekemez, manavdan mı aldınız, rende mende bahaneler gırla. Neyse daha fazla mahcup etmeyeyim, iyiymiş domatesler, çok sulu görünüyor FST)

img032.jpg

23. Fotograf: Biberlerin ihtisamini yakindan gorun diye zoomladim. Kozlenmis biber mangal keyfinin olmazsa olmazidir. (İyi ki zumladınız, yoksa ihtişamı kaçırıyormuşuz. Kamera oyunlarıyla gelen ihtişam. Ne güzel. FST)

img033.jpg

24. Fotograf: Bahcede dolasirken toplanmaktan kurtulmus bir tane misir buldum. Kimseye caktirmadan kulun icine attim, kizarttim. Yine kimseye caktirmadan tam yiyecektim ki buyuk oglana (6 yasinda) yakalandim. Elimden aldi tabi. Ama sonradan “baba su siyah yerlerini yiyebilirsin” diye teveccuh gosterdi sagolsun. (Kimseye çaktırmadan yiyeyim derken kömüre çevirdim demek yerine epey edebiyat yapmışsınız. Oğlanlar da uyanıkmış, aferin, FST)

img034.jpg

25. 26. Fotograflar: Evet, mangal olayi tamam. Fotograf isi biter arkadaslar, cok aciktigim icin burada kesiyorum. zaten de hava karariyor ceple foto cekilmez artik..

Fethi Efendi iki tane domates biber resmi ile gecistiriyordu, bakalim bu muhtesem resitalin altindan nasil kalkacak.

***

İste boyle. Bir pazar gunu ogle sonrasi boyle gecti, oldukca siradan. Ama sicak, samimi ve huzurlu..

Unlu yorum bloggerleri olabiliriz :p ama biz de normal bi insanlariz arkadaslar, ayrimcilik yapmayalim.. :-))

Öncülük Ediyorum

Robdöşambr ile günlük hayata dair yazılara başladıktan sonra pek çok yorum blogcusu imrenerek “ne güzel, biz de şöyle şeyler yazsak” derken, Derinsular Memorandum bu konuda somut bir adım atmış bulunuyor. Serdar bey şöyle demiş:

Civic Images

İzlenimler yazarı Fethi Sipahi Tan, kısa bir süre önce siyaset yazmaya ara vererek bundan sonraki yazılarını ‘gerçek bir web günlüğü olma iddiasında’ olan ‘Fethi’nin Robdöşambrı‘nda kaleme alacağını söylemişti.

Ben de benzeri bir yoldan giderek Civic Images adlı bir sitenin yayınına başlıyorum. Ancak bu site, ‘Ne ettim?‘den ziyade, ‘Nerede ettim?’ sorusuna yanıt verecek. Dahası, her gün onar yirmişer girdiyle güncellenerek kısa sürede binlerce sayfalık bir içeriğe sahip olacak. Sonuçta epey ciddi bir rakiple karşı karşıya olduğum için bunun gereğini yerine getirmem gerekiyor. Detaylar burada.

İngilizcem yeterli olmadığı için tam çıkaramadım, muhtemelen “Cıvık Resimler” anlamına geliyor. Serdar Bey’in benimle rekabete kalktığını tahmin etmiyorum, gerçi rekabet iyidir ya, neyse kendisine bu girişimde başarılar dilerim.

Resimleri Yollayın

Geçenlerde yorumcumuz Manyakadam (ki ortalıkta yok, hayırlı haberini alan varsa haber versin) şöyle bir öneride bulunmuştu:

fethi beycim, domateslerine bakiyorumda, masallah iri iri.. yani bosyok dedigin gibi. her yani dolmus tasmis. bereketli adamsin demekki. (bide sunnete ittibaya daha cok dikkat etsen tam hepten makbul adam olacaksin.) neyse simdi konuya geleyim: diyorumki bizim memlekette evinde balkonunda bahcesinde birseyler besleyenler cok. simdi sende bencillik yapma, birtek kendi bahcenin domatesini yayinlayacagina suraya bir email adresi koy millet kendi bahcesinin de resmini gondersin. kucuk hikayelerini de yazsin. misal: “bak bu benim sivri biberim” yada “bak bu da benim domatesim, seninkinden iri” olabilir. boylece sitedeki kardeslik baglari kuvvetlenir. ileride ayni isin “bak bu benim evin mutfagi” yada “bak bu benim duldul murat serce” sekilleride olabilir. teknolojiye uymak lazim.

Ben de bunu makul ve mantıklı buldum, sizlerden gelecek günlük hayattan resim, yazı vs. bana yollarsanız burada paylaşmış olur, üzerinde fikirleşiriz.

e-posta: sipahitan [at] gmail.com

tomatisder.jpgBugün yemek tarifi vereceğim. Portakalağacı, Oburkedi, Devletşah ve diğer binlerce blogcu endişe etmesinler, ekmeklerine göz dikmiş değilim. Arzu ederlerse bu tarifi sitelerine eklemekte serbestler, bizde bilgi amme malı, telif hakkı yok. Vatandaş afiyetle karnını doyursun. Gelelim tarife, efendim bugünkü yiyeceğimiz hayli hafif birşey, tuzlu domates. Önce bir kişi için gereken malzemeleri sayalım:

4-5 adet iri Fethi bahçe domatesi
1 adet bıçak
1 Tuzluk
1 parça kağıt havlu

Efendim, bu yemeğin temel özelliği sera işi içi boş, ısırınca sağa sola su yerine hava sıçratan domatesle asla yapılamamasıdır. İlle de içi dolu organik yarma domates şarttır. Misal, sabah ben çıktım bir tur attım 2 yoğurt kovası, 3 kilo kadar domates topladım. Bu domatesin yeme şekli de çeşitlidir, tarif sırasında değinelim.

domatesleririli.jpg

Öncelikle domates alınır, suyu israf etmeden yıkanır ve bıçakla kök kısmı temizlenir. Daha sonra ikiye yarılır ve bir süre seyredilip, hafifçe koklanıp “vay be, içi pespembe, fşyhülp” şeklinde sesler çıkarılır. Bu esnada ağız sulanması ile ilişkili salyalara dikkat etmek gerekir. Domatese yeterince saygı gösterildikten sonra bu defa enlemesine kesilir.

tuzdomtr.jpg

4 parça halindeki domatesler tuzlanır ve büyük parçalar halinde yenir. Büyük parça ısırılırken pörtleyen domatesin su ve çekirdeği orada hazır vulundurulan kağıt mendil ile temizlenir. Tüm domatesler sırayla ve soğuk olarak servis yapılır. İsteğe göre yanında hıyar da dilimlenebilir.

Konuda uzman olanlar domatesi bıçaksız elle bölerek de yiyebilirler. Bu takdirde domatesin oluşturacağı manzara daha güzel olacaktır. Bir diğer yöntem bahçede elde tuzluk domates arayan kişinin domatesi oracıkta ısırarak yemesidir ki bu esnada mutlaka çevreye domates suyu sıçrayacağından etraftakilerin temkinli olması gerekir.

Önümüzdeki günlerde közde domates ile buluşmak üzere, afiyet olsun.

Pazara Gittim

kumas.jpgBugün semt pazarına gittim. Bizim hanım perdelik parça kumaş bakacakmış, ben de “iyi olur, hava alırım” dedim. Bu heves bana 25 papele mal oldu ama ne yapalım, o da lazım. Semt pazarına geldik, ortalık bayağı kalabalık, şehrin geniş caddelerinden biri trafiğe kapanmış, kenar sokaklara doğru açılan yollara da terlik, iç çamaşırı, perde türü satanlar dolmuş. Epey ilerledik, daha önce oraya gelmiş kayınvalide ve baldızla da buluşup, daha önceden bilinen parça kumaş satıcısının tezgahına yanaştık. Neyse ben sağa sola bakınırken hanımlar kumaş tomarlarını deşeleyip içinden birşeyler buldular. Bu kumaşlar kilo ile satılıyormuş, neyse tart bakalım iki kilo perde diyerek espri yapmaya kaltım ama benden başka gülen olmadı. İki kumaş arasında kararsız kalındı, biri 12 YTL biri 15 YTL tutmuştu, 15 YTL tutan daha kalın, makbul bir kumaş ki bunun alınması yönünde bir karar oluştu. Ancak kumaş epey uzundu ve işimize yaramayacak kısmını almak istemedik, satıcı da bu defa “ben kumaşı kesemem” diye çamura yattı, zira nerden baksan 5 YTL kaybedecek. Neyse, kayınvalide herifle epey pazarlık etti ama adam bizim alıcı olduğumuzu anladığından gram inmedi, diğer kumaşçı da ortalıkta yoktu, blöf yapamadık, mecbur parayı bayıldım. Dönüş yolunda 50 kuruşa kilot, 3 YTL’ye tişört, 5 YTL’ye gömlek gördüm ama kendime hakim oldum, ihtiyaç yok nasıl olsa, israf olmasın diye.

uzum.jpgSebze meyve bakındık, iri siyah üzüm aldım, 75 kuruştan iki kilo ver dedim, adam tarttı “abi 2 milyonluk olsun mu” dedi, ben de “de hadi olsun bakalım” dedim. Esnafı kollamak lazım. Çocuklar çekirdeksiz sever diye 1 YTL’den de çekirdeksiz üzüm aldım. Sağda solda 1.25, 1.5 YTL’ye de üzüm vardı, 1 YTL’yi aryıp buldum. 4 tane de mısır aldım, taze yumuşacık, ona da 1 YTL verdim. Evde zeytin kalmamış, bir kilo da çizik zeytin aldım, 5 YTL. Pazar epey canlıydı, benim bahçedeki domateslerden vardı yığınla, kilosu 1 YTL, seri halde ekilenler 50 kuruş. Hıyar 40 kuruş, biber 1 YTL vs. Biber de boldu, kilosu 0.75-1 YTL arası, neyse almayalım dedik. Eve döndüğümüzde bir de ne göreyim, bir kilo biber var. Meğer kayınvaldenin biber bizde kalmış.

Neyse sağlık olsun, zaten canım çekiyordu.

Kitapçıdaydım

kitaplar.jpgYaşadığım yerde bir kitapçıya gittim. Maksat vakit geçirmek. Çocukla da tanışıyorum, girişken biri. Dükkana bir iki masa atmış, gelene çay da ikram edecek. Aferin. Neyse beni gördüğüne epey sevindi, şimdi okullar kapalı olunca gelen giden yok, zahir hem “Fethi bey bir iki kitap alır siftah yaparız” diye düşünmüştür, hem de “sohbeti hoş adam, vakit geçer” demiştir. Ne var ne yok derken ben de raflara bir göz gezdirdim. Kıyıda köşede eski kitaplar gördüm, mesela Tonguç’un köy enstitüleri ile ilgili mektupları vardı, epey göz gezdirdim. Milli Eğitim işinde gram ilerleme kaydetmemişiz, onu anlamak için dahi okumak yeter. Problemler, şikayetler hep aynı. Konuyla ilgilenenlere önermek lazım.

Ben bir iki tavsiyede bulundum. O esnada kırtasiye bölümüne ev hanımı olduğunu zannettiğim biri geldi ve “Sizde örümcek adam posteri var mı” diye sordu. Kitapçı genç bir iki dergi deşeledi ama bulamadı. Biri de dua kitabı türü birşey sordu. Aklımda kalmamış. 1-2 saat orada kaldım, başka müşteri uğramadı. Bu esnada iki bardak çay, bir de duble kahve içtim. Çayları ters bir kahveci çırağı getiriyordu. Elimde çay raflar arasında dolaşırken tabağı bir rafta bırakmışım. Çırak sert bir sesle tabağı sordu, ben mahcubiyetle rafı gösterdim. Esnafa zorluk çıkarmamak lazım.

devrim.jpgBir kenarda Gelişim Yayınlarının 5 Ciltlik Devrimler ve Karşı Devrimler ansiklopedisini gördüm. Muhtemelen bir iki yıldır ellenmediğinden çok tozluydu. Hemen bir kenara ayırdım. Bir de resimli 4 cilt ansiklopedi buldum. Çocuklar için sayılmaz ama resimli olunca onların da ilgisini çeker diyerek onları da aldım. Türkiye’de çok partili düzene geçişte dış etkenler diye bir kitap ilgimi çekti, şu anda da onu okuyorum, yarıladım. Bence iyi yazılmış, Kemalizm ile İtalyan, Alman faşizmi, Rus komünizmi etkileşmesini belgelerle açıklıyor. Asıl kabahatin Atatürk’te olmadığını, Recep Peker ile İsmet İnönü’nün dümen yaptığını filan ileri sürüyor. Pek de haksız değil gibi ama incelemek lazım. Neyse, 3-4 kitap daha aldım.

Hepsi 50 lira oldu. Bence makul, o ansiklopediyi nereden bulacağım, çocukta kredi kartı yok, sonra ver filan dese de sarı elliliği tezgaha attığımda gözleri ışıldadı.

İşte böyle.

Yerel Gazete

Geçenlerde bahsettiğim hoca kitaplarını gönderdi demiştim, bir de içine yerel gazete sıkıştırmış. Mahalli gazeteleri severim, ilginç şeyler çıkar. Bu hakikaten incelemeye değer şey. Bu arada hocanın 3 telif, 5-6 da çeviri kitabı geldi. Aklınca hava mı atıyor, neyse. Yeni Ekonomi diye biri var, kapağı berbat ama ödüllü filan diyor, ikinci baskıymış. Ahbap çavuş ödülü mü diye baktım, değil galiba. Ekonominin eskisi, yenisi mi olur diyerek biraz inceledim, neredeyse 10 yıllık bir süreçte yazılmış kitap, şimdilerde Murat Karun’un ilgilendiği şeyler, internet, yok bilgi toplumu, sanayi toplumu, üçüncü dalga, dördüncü boyut vs. Türkiye’ye dair birşey yok ama okunabilir. Kulağını bir çekeyim, belki Türkiye ile ilgili değerlendirmelerle günceller. Neyse, o iş bizim mevzumuz değil, Murat Karun baksın, ben yerel gazeteden bahsedeceğim.

(Gazetedeki isim ve resimleri ilgili şahısların izni olmadığı gerekçesiyle kapatmaya çalıştım, resimlere tıklayarak tümünü görebilirsiniz)

brovabaskan1.jpg

Yerel gazeteler genelde maddi imkansızlık içinde çıkar ve biraz namerde muhtaçtırlar. Büyük gazeteler sanki farklı mı, onlar da parayı verenin düdüğünü çalar diyebilirsiniz, ki yanlış diyemem. Tek fark yerel gazetede buna ilaveten imla ve mantık hatalarının da olması. Misal bu gazetenin adı: Direniş. Ortada bir Atatürk resmi var, doğal olarak “herhalde ulusalcı bir gazete” diyorsunuz. Ancak içindeki yazılar her telden. Manşette “Brova Başkan” deniyor. Bravo demediğine göre başka bir anlam mı kastedilmiş? Hayır, diğer yanlışlara da bakınca alenen hatalı söylendiği anlaşılıyor. Peki başkana neden “brova” deniyor? Haberi okuyunca hiçbir gerekçe görünmüyor. Ama yerel gazetenin arka sayfasında silme bir reklam var, başkan vermiş. Manşetin kerameti biraz çözüldü şimdi.

camlikyangin.jpg

Alt tarafta da ilginç bir haber var. “…çamlığın yangını’nı kahraman türk polis kurtardı” denmiş. Yangını kurtararn “kahraman” Türk Polisi, ilginç haberin detayında iki ağacın tutuştuğu yerde polislerin elleri ve ayaklarıyla etrafa sıçramayı önlediği anlatılıyor. Bu da önemli tabii, küçümsememek lazım. Haberde polislerin adı da anılmış. Teşekkürler kahraman Türk polisi diyerek bir köşe yazısına geçiyoruz.

maydonoz2.jpg

Köşe yazarının resminden gençten ama asabi biri olduğu anlaşılıyor. Yazısının başlığı “Herkes Üstüne Vazife Olmayan İşlere, Maydanoz Olmasın” şeklinde. Yazar CHP’nin adı geçen vilayette başarısız olmasına sevinenlere, akıl verenlere kızmış olacak yerel üslupla fırça atıyor. Hakikaten hoş olmuş. Mesela “arkadaş, sen CHP’ye oy verdinmi? Hayır, genel başkan değişse oy vereçenmi,Hayır, Sana ne be kardeşim, benim genel başkanım ve adaylarım, sana kim veriyor bunu konuşma hakkını.Obizim iç meselemizdir kimse’ye ve hele hele CHP düşmanlarına düşmez. Herkes haddini bilsin.Her şeye maydanoz olmayın.” bölümü hoşuma gitti. Dobra, delikanlı adamı severm..

maydonoztum1.jpg

Hasılı, yerel gazetede daha nice bozuk imla, mürettip hatası ama samimiyet ile dolu haber ve yorum var. Resimlerini de koydum ki işte tarihe mal olsun. Geçnelerde de Yozgat’tan bir okurumuz yerel gazete göndermişti, bulabilirsem onu da inceleyeyim. Kendi yaşadığım yerdekini yazarsam kızan çıkar, fazla işi karıştırmamak lazım.

Tabii yerel gazeteler iyidir diyorum ama biraz daha editörlük işine dikkat edilse iyi olur. Eskiden kurşun harfler dökülürmüş, artık sıradan bir kelime işlemci ile yazıldığında hatanın altını kırmızı ile çizip gösteriyorlar. Tabii otantik olsun deniyorsa o ayrı.

Balata değişti

Debriyaj balatasını değiştirdiler, işçilik dahil 170 YTL ödedim. Usta “Fethi bey, yan sanayi olsa daha ucuz olurdu ama elimizde yok” deyince mecbur orijinal taktırdım. Ne yapalım kısmet öyleymiş. Birkaç saatte hallettiler, malum debriyaj balatasını değiştirebilmek için epey bir yeri sökmeleri, motorla şanzıman arasını açmaları gerekiyor. İş bitimine yakın gittim, debriyaj balatamın paramparça olduğunu söylediler. Bilmem doğru bilmem yanlış. Bu arada bir de çay getirdiler, demli esnaf çayı. Sonra tamiri yapan kalfa “abi, ikinci vitese geçerken zorlanıyor muydu önceden” diye sordu. Ben de “evet biraz takılıyordu” deyince, vites körüğünün altında biryerleri yağladı. Tamam, dedi, parayı kredi kartından ödedim ve çıktım.

Sanayi içinde bir de ne göreyim, benim araba ikinci vitese zor geçiyor, sanki plastik birşey vites kolunu tutuyor. Bir iki deneme yaptım, baktım bir anormallik var, geri döndüm. Ustaya anlattım, o da baktı, evet 2. viteste sıkıntı var. Az önce bana soru soran kalfayı çağırdı, çocuk önce homurdandı “ben sordum, önceden de problem varmış” diyerek çamura yatmak istedi ama “kardeşim benim dediğim bu değil” diye itiraz ettim. Neyse arabayı yerdeki bir oyuğun üzerine çektiler, oğlan aşağı indi, meğer orada bir kelepçeyi sıkmayı unutmuşlar. Vites eski halini aldı. Tamam dedim ayrılm.

Şimdilik iyi gibi, bir de kapı kilidi ile zor yanan far düğmesini yaptırırsam ne ala.

Domatez

domtes23.jpgİstanbul’da domatese neden “domatez” derler merak ederim. Genelde maç yapmak yerine maç etmek kullanılması gibi tuhafıma gider. Herneyse, sabah bahçede şöyle bir turlarken yeni domatesler gördüm. Geçenlerde siftahı yaptığım domatesden daha irileri vardı, birkaç tane topladım. Küçük, kiraz gibi olanlardan da buldum 5-6 tane. Bunları bizim kız anında götürüyor. Afiyet olsun. Ha, iki de salatalık vardı, biri iyice büyümüş. Domatesin birinin üstü hafif yeşildi, içini kestim, pembe ile yeşilin karışımı mükemmel bir görüntü arz ediyordu.

Millet şimdi organik sebzeye meraklı, bunları ben kendim yetiştiriyorum. Tadı da mükemmel, kışın ne yapacağım bilmem, standart domatesi yemek zor olacak. Bunları doğrayıp buzluğa mı atsak. Neyse, istikbali boşvermek lazım, an bu andır. Bu arada abartıp abartmadığımı test etmek isteyenler buyursun gelsin, şu gördüğünüz tuluk eşliğinde ziyafet çekeriz.

domtuz.jpg

Bu yazının özel olarak Fatih ve Metin bey için kaleme alındığını öne sürenler hata etmiştir diyemem. Etmemiştir de diyemem.

Boşanma İstidası

Dün bir Türk filmine rastladım, Cüneyt Arkın kiralık koca rolünde zengin adamın hoppa kızı Fatma Girik’i adam ediyordu. Bir sahne şöyle, kızın babası Cüneyt’in yanına gelerek “kızımı ayartmaya kalkma ha, bak boşanmaya söz verdin” diyor Cüneyt de  “boşanma istidamı daha önce vermiştim” şeklinde cevaplıyor. Filmin devamı konu olarak absürd ama sırf Cüneyt Arkın’ın oyunu için izlenebilir. Şu adama hayran olmamak mümkün değil.  Bu arada, istida ne zaman dilekçe oldu onu hatırlamıyorum. Müddeiumumi daha eski olmalı. Resimde Nubar usta da var, Fatma Girik’i insanlaştırma sürecinde tipik olarak fakir ama onurlu bir meyhanede kafa çekiliyor.
cuneytsatilik.jpg

bokseer.jpgPlajda mayo filan denince, biraz da iç çamaşırına değineyim dedim. Web günlüğüne yazıyoruz ya, orası da tamam olsun. Efendim eskiden paçalı don vardı. Daha sonra, 80′lerden itibaren filan “canım, paçalı don da neymiş, modern adama yakışır mı” denmeye başlandı. Şimdi paçalı donun muhteşem dönüşüne şahit olunuyormuş. Tabii buna paçalı don yerine kulağa daha hoş geldiğinden bokser deniyormuş. Yeni nesil erkekler genelde paçalı donun karikatürle modernleştirilmiş olanlarından şort giyiyormuş, bu donlara bugs bunny vs. resmi basılıyormuş, genç kızlar arkadaşlarına hediye ediyormuş. (Fiyatlar da epey kazık, ben bu paraya semt pazarında 15 tane paçasız don alırım be.) Şu hediye anlayışı da ilginç değil mi, kız adama don alıyor.

-Tuğbacan, doğum günüaende Beriksel’e ne aldıaean?
-Paçealı don, ayyh, bokser kilot aldım, üzerinde Fred Çakmaktaş var.
-Süppear.

Genç kızlar da elan slip mayonun kıçı tamamen açıkta bırakanından kilot giyiyormuş. Böylece düşük bel pantolonla eğilince kıçı meydana çıkıyormuş. Tango mu bir şey var, şimdi millet harıl harıl bunu inceliyor. Herhalde bunu giyen hanımın bir bildiği vardır. Öyle ya hiç giymese de olacakken, yarım yamalak bir şeyi niye giysin? Bunun üzerine felsefe filan yapılıyor şimdi. Özgürlük, mözgürlük millet liberal filozof kesildi. Keçi sakal bırakanı, saçı arkadan bağlayanı, yakasız gömlek giyeni, dindarı, dinsizi, bileni, bilmeyeni konuyu tartışıyor. Özellikle abazan olduğunu tahmin ettiğim filozof erkekler “olamaz, hanımların açık giyinme özgürlüğüne karışılamaz, bu demokrasiye, parlamenter rejime aykırıdır” şeklinde derin analizler yapıyorlar. Kadınlar da savunuyormuş, onların gerekçesi salt özgürlük, ne güzel.

Eskiden de etek boyu önemliydi. Hatta Arif Nihat Asya’dan bir şiir bu mevzuda söylenirdi, “Onlar diyor mini etek, ben diyorum hani etek”. Sağda solda kısa etek giyene teşhirci değil modern, kendine güvenen filan denirdi. Hani şu ara bir reklam var ya, salak tipli, sürekli ağzı yarım açık dolaşan uzunca bir oğlan kız arkadaşına “kısa sana yakışıyor” filan diyor. Kız kısa etek giyip geliyor, oğlan aptalca sırıtırken herkes kızı (ve muhtemelen erkeğin serbestliğe verdiği önmi) alkışlıyor filan. Zamanında bunlara deyyus denirdi, şimdi larj adam, çağdaş, özgürlükçü de deniyor herhalde ne bileyim, ben pek alakalı değilim.

Peki ben bu işlere ne diyorum? Bana ne canım, kim ne giyerse giysin, yahut giymesin. Ben iç çamaşırında ucuzluğa bakarım.

Plaj Keyfi

plaj2.jpgEfendim denizi, güneşi, kumu hiç sevmem. İnsanların sırtlarını yakıp heykel gibi dolaşmak üzere deniz kenarı, diğer bir ifadeyle cehenneme akın etmesine mana veremem. Tanıdığım esprili bir şahsın benzetmesiyle denizde yanıp “yağır eşşeğe dönenleri” anlayan beri gelsin. İnsanoğlu hakikaten akılsız bir yaratıktır, akılsız başın cezasını kimi zaman ayaklar, kimi zaman vücudun diğer organları çeker durur. Bir takım budala ekonomist ve siyasiler de insan rasyoneldir filan diyerek saçmalarlar.

Bir defa deniz kenarı kumludur. Adamın üstüne başına yapışır. Denize girdin diyelim, çıkarken ille de ayağın kumlanır. Terlik giysen daha kötü, içi kumlanır, rahatsız eder. Terlik giymesen ayağın kızgın kumda yanar, Kuğu Gölü balesi yaparcasına hoplayarak gezer durursun. Deniz suyu tuzludur, adamı rahatsız eder, ille de o an için pratik olmayan duşa girmen gerekir. Duş ya çok soğuktur, ya da çok uzaktadır, gidip gelsen gene kuma batarsın. Hele çoluk çocukla berabersen ayvayı yedin. Temizlenmesi gereken kum adam miktarı daha da artar. Sonra sıcaktır. Eğer sıcak iyi birşey ise niye küresel ısınmadan şikayet ediliyor? Fıstık gibi yanarsınız, kömür gibi olursunuz fena mı?

Bu denize gitme işinin birçok yönü var. Mesela zengin iseniz pek problem olmayabilir, adam başı geceliği asgari ücrete lüks bir otelde keyif yaparken bu kum eziyetini hafifletebilirsiniz ama o kadar paran varsa git dünyayı dolaş, Prag, Paris, Atina, Barselona’yı gör. Bodrum’da, Alanya’da eşşek yüküyle parayı güneşin altında rezil olmaya harcayan adamdan ne hayır gelir vatana millete? Ha, bunların biraz görgüsüzünün derdi de açık büfe denen rezalette çatlayana kadar tıkınıp, “parasını verdim ulan” diyerek yiyemediğini de çöpe atmaktır. Be adam, yaz günü sıcağın altında zıkkımlanacağına git Alplerde serinle. Sonra plajlarda nedir öyle milletin vaziyeti, kadınlar kızlar kıçı, göbeği açık sere serpe dolaşıyor. Erkeklerin eski modellerinde de slip mayolar var, göbek üstüne sarkmış, iğrenç bir manzara. Muhafazakar hanımlar tüm elbiseyle denize giriyorlar ki, Kızılmaske Fantom gibi görünüyorlar. Fantom demişken, bir ara da Mandrake ve Abdullah’tan bahsederiz inşallah. Çizgi Romanın kralıydı.

Fukara takımı zaten ailece denize gidemez, eskiden kötü bir arabayla çadır tatili yaptığımızı hatırlıyorum, hakikaten kabus gibiydi. İğrenç bir çadırda tüp filan vardı. Orta halli olanlar ise ucuz pansiyonlarda kalırlar, be adam madem uyuz uyuz oturup tavla oynayacaksın, bari evinde kal da hanıma eziyet olmasın. Hem paran da cebinde kalır.

Kısaca Türkiye’de deniz tatilinin “insanoğlu gör kendine nasıl eziyet eder” sözünü doğrulama dışında manası yoktur. Kalabalık, sıcak, pislik, kum, güneş yanığı, slip mayo, soğuk duş, açık büfe, tavla vs. Daha ne diyeyim. Memleketimizin öyle yaylaları, serin yerleri var ki, sadece hevesli gençler sırtına heybesini yüklenip istifade ediyorlar. Halbuki imkan olsa da gidip kafa dinlenmek ne güzel olur.

Usta eve gidip bakmış, şimdi telefon açtı, benim bahsettiğim problem görülmüyormuş. O vakit nedir dedim, baskı balatası arızalıymış 150-200 papeli bulur diyor. Bakalım ne halt edeceğiz.

Debriyaj

debraj.jpgAkşam bir yere gideceğim, baktım araba çalışırken vitese geçmiyor. Hanım getirmişti, o da kalkışta bir ses yaptı dedi. Araba boşta çalışıyor. Çalışmazken vitesler geçiyor, ama çalışınca kilitleniyor, vites gram oynamıyor. Bu nedir, derken internette bir forumda aynen problemi buldum, daha önce gönderilen soruya forum yöneticisi tamirci usta “önemli değil, debriyaj halatı kopmuştur, basit birşey” cevabını vermiş. Oh, iyi. Ben debriyaj balatasını yedik diye endişe etmiştim. Gerçi balata bitse araba gene de giderdi, oradan kafam karıştı. Neyse, usta gidip halledecekti, sanayiye çekmeden de yapılabilirmiş. Başka bir problem yoksa ne ala.

Older Posts »